Translate

14 Kasım 2020 Cumartesi

BİR PATİK, BİR DE BERE ÖRDÜM

                             Ay yok, yeterince bere, patik görmüşsünüzdür başka yerlerde de, bende de. Bugün, bakııınn, ben neler yaptııımm, günümde değilim ihihihihi. Evet ha bire bir şeyler örüyorum. Konumuz o değil. Ben size biraz daha orman bırakıp kaçacağım, haa biraz da göl. Bu seferkiler biraz daha büyük sadece. Fotoğraflar hepinize esenlik ve huzur versin, ruhlarınızı dinlendirsin. Buyurun; 
















10 Kasım 2020 Salı

SÖYLENECEK NE VARSA SÖYLENMİŞTİ ZATEN

                                






                                        


EY KAHRAMAN TÜRK ASKERİNİN BAŞ KOMUTANI,RUHUN ŞAD OLSUN,ALLAH MEKANINI CENNET EYLESİN.SENİN VE SİLAH ARKADAŞLARININ VE DE CUMHURİYET SAVAŞINDA YOLDAŞIN OLAN HALKIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE ALLAH ÜLKEMİZİ KORUSUN!!!! 
                        


8 Kasım 2020 Pazar

SADECE BAKMASI YETER

                               Keşke size kokuyu da yollayabilseydim. Şurada daha önce tarif etmeye çalışmıştım, arzu edenler okuyabilir. Sanırım burada yaşamanın en güzel yanı bozulmamış doğayla iç içe olabilmek. Bugün fazla bir şey yazmama gerek yok, buyurun seyredin. Fotoğrafları düzenleyemeyeceğim çünkü Çapi kucağımda yatıyor şu an, mini IPad’le yayın yapıyorum, yazı belirli bir uzunluğa eriştikten sonra, bu cihazda düzenleme yapılamıyor. İdare edin 🤗



















3 Kasım 2020 Salı

DİRENMEK, YALNIZ VE TEK BAŞINA

                             Biliyorum bazen çok zor direnmek, yaşamaya devam etmek, devam etmek için bir sebep bulmak... Felaketler, sıkıntılar üst üste geldikçe, hepten zorlaşıyor devam süreci. Oysa ki, biz ne kadar yaşamdan umudumuzu kessek de, genetik kodumuza işlenmiş kesin ve değişmez bir emir var; yaşamalısın... İşte bu emir sayesinde pek çok güçlüğe, hastalığa, felakete ve benzer duruma rağmen hayatta kalabiliyoruz.

                             Son bir yıldır uğraştığımız pandemi bize az görülmüş olacak ki, ülkemizin değişmez kaderi deprem, pandemiden rol çalıverdi. Öncelikle tüm İzmirliler’e geçmiş olsun ve başınız sağ olsun demek istiyorum. Allah acılarınızı hafifletsin. Sizinle birlikte hepimizin içi yandı. Derdi çeken bilir denir ya, Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşasın, Türkiye Halkı depremle tanışıktır. Ya kendi, ya bir yakını yaşamıştır bu felaketi. O yüzden böyle günlerde aynı acıyı paylaşırız, felaket bölgesindeki insanlarımıza elimizden geleni yapmak isteriz. Heyhat, arada çıkan yüzsüz, gereksiz, ahlaksızlar da şeytanlarından bulsunlar. 

                              İçimizdeki yaşam arzusunu, devam etme dürtüsünü iyice yitirdiğimiz anlarda, öyle şeyler oluverir ki, hayata dört elle sarılmaya teşvik eder bizi. İşte bahçemde gördüğüm şu güzellik de bana aynen böyle hissettirdi. Bakın bakalım fark edebilecek misiniz ?


Biraz daha yakından bakın,


az daha yakından bakın,


öylesine ciddi bir şekilde tutunmuş ki hayata, adeta kendimden utandırıyor beni. Yapayalnız ve tek başına direniyor. Elbet vakti gelince gidecek ama henüz vakti değil demek ki... 

Sonra her şey başa dönecek ve bu çıplak ağaç aynen şöyle görünecek;


tıpkı yaşam gibi; yeniden ve yenilenerek, sonsuz döngüsüyle...

GEÇMİŞ OLSUN İZMİR, GEÇMİŞ OLSUN TÜRKİYE......








                          

22 Ekim 2020 Perşembe

ALMANYA’DA ARABA KULLANIYOR MUYUM

                                         Bu konuda daha önce niye yazmamışım bilmiyorum. Sabah sabah ilk işim blogları ziyaret edip yorum bırakmak oluyor. Yorum bırakma konusunda hala sorunlar yaşıyorum ama yorum gitmeyen bloglara akşam tekrar uğrayıp, bir kez daha şansımı deniyorum. Çoğunlukla da ikinci denemem başarılı oluyor. Bazen de dört beş kez deniyorum. Neyse, bu sabah sevgili Yasemin’in blogu Bir Tutam Karınca’yı gezerken, bu ehliyet konusunu yazdığını gördüm. Yasemin Polonya’da yaşıyor, oradaki uygulama ile buradaki çok farklı. O yüzden bu konuyu ben de yazmalıyım diye düşündüm. 




                                          Efendim, Almanya’da araç kullanacaksanız ve halihazırda Türkiye’den alınmış bir ehliyetiniz varsa, Almanya’ya giriş yaptığınız tarihten itibaren ehliyetiniz altı ay geçerli. Tabii bu süre Almanya’da oturma izni olanlar için belirlenmiş, turist olarak ya da iş için gidip gelenlerde böyle bir süre söz konusu değil. Peki altı ayın sonunda ne olacak? Öncelikle ehliyetinizi yenilemek için kesinlikle bu süreyi beklememelisiniz. Çünkü işlemler ve kurs zaten altı aydan fazla sürecektir. Yani Almanya’nın size verdiği bu altı aylık süre, aslında yeni ehliyetinizi alana kadar araç kullanabilmeniz için tanınmış bir süredir. Dikkatinizi çektiyse eğer, ehliyet değişimi demiyorum, ehliyet yenilemesi diyorum. Evet, Almanya’da araç kullanacaksanız en baştan yazılı ve uygulamalı sınava girmek zorundasınız. Ehliyetsiz araba kullanma konusuna hiç girmeyeceğim, yapanlar var, hiç böyle bir niyetim olmadığı için başıma ne gelir diye araştırmadım. Emin’im çok ağır cezaları vardır. 

                                          Almanya’da ehliyet alacak olan Türkler için iki durum söz konusu; önceden Türkiye’de alınmış ehliyeti olanlar ve hiç ehliyeti olmayanlar. Hiç ehliyeti olmayan kişilerin yapacakları şöyle;

— Bir sürücü kursuna kaydolmak. Bu kursa en az ondört saat devam mecburiyeti var. Kurs bitiminde bir sınav tarihi alınıyor, genelde sınav için en az bir ay sonraya gün veriliyor. Üç hakkınız var, eğer geçemezseniz kursu tekrar alıyorsunuz. Bu üç hakkınızı kurs bitiminden sonraki bir sene içinde kullanabiliyorsunuz. Sınavı geçerseniz, uygulamalı sınav için gün veriliyor. Bu tarihi de sizin istediğiniz bir tarihe göre veriyorlar. Tabii bu arada siz direksiyon dersi alıyorsunuz. Yine burada da belirli bir ders saatini doldurmanız lazım ama zaten direksiyon dersleri belirlenmiş süreden çok daha uzun sürüyor. Çünkü buradaki sürüş kuralları Türkiye’den bayağı farklı, adapte olmanız uzun sürüyor. Ayrıca sınavı yapan mühendisler ( burada direksiyon sınavını yapanlara mühendis deniyor, gerçekten neyin mühendisi olduklarını bilmiyorum) her ayrıntıya puan verdikleri için direksiyon sınavı çok zor, bu yüzden de her şeyi tam yapabilmek için uzun süre ders almak gerekiyor.

— İlk yardım sertifikası almak. Bu sertifikayı almadan sürücü kursuna başlanamıyor. Sertifika Deutsches  Rotes Kreuz yani Alman Kızıl Haç’ı tarafından düzenlenen bir günlük kurslardan alınıyor. Bir yıl boyunca geçerliliği var.

                          Önceden alınmış ehliyeti olanların yapacakları da şöyle;

—Bir sürücü kursuna kaydolmak. Buradaki tek fark direksiyon dersi almak zorunda olmamak. Teorik dersleri almak zorunlu ama önceden ehliyetiniz olduğu için sizi zaten sürücü olarak kabul ediyorlar, bu yüzden direksiyon dersi isteğe bağlı. Ancak dediğim gibi kurallar  ve de yollar çok değişik, o yüzden direksiyon dersi almadan sınavı geçmeniz imkansız gibi bir şey. Zaten mühendisler önceden ehliyeti olan kişileri daha çok zorluyorlar çünkü alışkanlıkları değiştirmek gerçekten zor. 

—İlk yardım sertifikası almak. Burada da kural aynı. Yalnız mesleki yeterliliğiniz varsa, bunu belgelerseniz bu kurstan muaf oluyorsunuz. Ben tıp diplomamın Almanca çevirisini sunduğum için bu sertifikayı almadım. 

                           Dört yıldır Almanya’da araç kullanıyorum. Kavşaklar, geçiş üstünlükleri, sinyalizasyon, park alanları vs gerçekten bizden çok farklı. Alışması zaman alıyor, en acayibi de trafik ışıklarında karşılıklı durulan bir yolda, sağa ve sola dönüşlerde, her iki yöne de yeşil ışık yanması. Yani görmeniz lazım, tarif edemem, tam ortada buluşup herkes kendi tarafına dönüyor ama o sırada da düz gidiş geliş akmaya devam ediyor. Çarpışan arabalar gibi. Bizde olsa hakikaten çarpışılır ama burada trafik sorunsuz akıyor. Ha bir de yaya görünce zınk diye durma durumu var. Hele yaya geçidinde yaya varsa durmak zorundasın. Ben Türkiye’ de araç kullanırken, yaya geçidinde durduğumda , arkadaki araç sürücüsünden küfür yerdim. Burada yüreği olan durmasın bakalım. Yalnız bu kuralları bozan sürücüler de yok değil. Genelde diğer Avrupa ülkelerinden gelen sürücüler, Hollanda, Belçika, Polonya ve Romanya başta olmak üzere, kuralları bozuyorlar. Hele Belçika’lı ve Hollanda’lı sürücüler İstanbul şoförleri gibi. Polonya ve Romanya’lı sürücüler ise kamyon şoförleri gibi 😂. 

                                    Benim aklıma gelenler bu kadar. Merak ettiğiniz şeyleri yorumlara bırakın. Sağlıkla kalın.




19 Ekim 2020 Pazartesi

VAY BEN DUYMADIM, VAY BEN GÖRMEDİM DEME

                        



                                             Anlatacağım konuyu ve siteyi bilenler çoktur eminim. Özellikle genç arkadaşlarımız çok önceden keşfetmişlerdir. Ancak bu yayın, bahsedeceklerimi benim gibi yeni keşfedenler için bir hazine niteliği taşıyacaktır. Efendim, malumunuz veçhile, gurbetçi tabir edilen biz ‘ dışarıda yaşayanlar’ın Türkçe basım kitaplara ulaşımı bayağı bir sıkıntılı. Hadi ulaştınız diyelim, atıyorum Türkiye’de 25 TL olan kitap, burada 25 €. İnsanın canı sıkılıyor, o paraya kaç tane kitap alırım diyor da, eli gitmiyor bir tek kitaba o kadar parayı vermeye. Hal böyle olunca, kitap almak için memlekete gelişler bekleniyor. Ne çare ki, yaşadığımız pandemi bu şansı elimizden alınca başka çözümler üretmek şart oldu. Uzun zamandır elimdekilerle öyle böyle idare ediyordum, hatta ne yazık ki artık çok az okuyordum. Gerçi, her kitap kurdunun zaman zaman içine düştüğü ‘ okumama ‘ halini de yaşıyor olabilirdim. Derken bizim sevgili Kafa Dergi Mert bir kitap kulübü başlattı. Bu ay Martin Eden okunuyor. Ben de ne zamandır bu kitabı gözüme kestirmiştim ama nereden bulacağımı henüz bilmiyordum. Derken, hadi bari internetten bulup okuyayım diye karar verdim. Gugul hocaya danıştım, Ekşi Sözlük’te sömürülesi e kitap siteleri başlığı altında zilyon tane site buldum. Biraz inceledim, daha devam edeceğim, bir tanesini gözüme kestirdim. Bulduğum sitenin adı Hattuşa, kitapları tamamen ücretsiz olarak çeşitli formatlarda ve çeşitli cihazlara indirebiliyorsunuz. Siteyi nasıl kullanacağınız, hangi cihazda hangi işlemi yapacağınız vs ayrıntılı olarak anlatılmış. Özellikle ben ve benim gibi, teknolojiyi deneme yanılma yöntemiyle kullananlar için bulunmaz nimet 😁. Aylık on adet kitap indirme hakkınız var, ki bence çok yeterli bir rakam. Adamlar diyor ki, hamsterlık yapmayın, ihtiyacınız kadar alın 😂😂. Neredeyse aradığım her kitabı buldum, çok geniş bir skalası var. Tavsiye ettikleri ePub isimli kitap indirme programı ise bir harika. Bilenler zaten biliyordur, ben yeni tanıştım, tıpkı kitap gibi görünen bir sayfa okuyorsunuz. Hatta aynen kitap sayfası çevirir gibi sayfa çeviriyorsunuz.  Üstelik yazının büyüklüğünü ve küçüklüğünü, sayfanın aydınlık ya da karanlık oluşunu falan da ayarlayabiliyorsunuz.  Yani kısacası, enfes bir okuma keyfi yaşıyorsunuz. 

                             E hadi ben sizi tutmayayım, gidin dalın siteye 😁. 

12 Ekim 2020 Pazartesi

DİKİŞ MAKİNESİ PEDİ

                                       Dedim ya, kırkyamaya merak sardım diye; bugün de bir kırkyama-kapitone işiyle geldim. Daha önce izleyip, ‘ben bunu kesin yapmalıyım’ diye kaydettiğim videodaki dikiş makinesi pedini diktim sonunda. Buyurun video burada: 


                                        Ufak tefek değişikliklerle aynısını diktim. Videoda ayrıntılı anlatıyor, ben tekrar yazıp sizi sıkmayayım. Sadece kenarlarını hazır biyeyle geçtim onu söyleyeyim. Fakat videodaki biye uygulaması kırkyama işler için daha uygun, sonuç daha mükemmel olur. Ben sağ el başparmağımdan ufak bir operasyon geçirdiğim için elimi pek kullanamıyorum. O yüzden biye hazırlayamadım çünkü ütü yapamıyorum. Kırkyamada kapitone yaptığımızdan dolayı kenarlar bayağı kalın oluyor. Hazır biyeyle bu kenarları çevirmek biraz tecrübe istiyor. Hazır biyeler verevden  kesildiği için esniyor, bu da dikerken kumaşa hakim olmayı zorlaştırıyor. Yani kısaca videodaki yöntemi uygulamak daha güzel sonuç veriyor. Önceki diktiklerimde öyle yaptım ve dikmesi çok daha kolaydı, sonuç da cetvelle çizilmiş gibiydi.