Translate

20 Eylül 2020 Pazar

MERSERİZE AŞKINAAA TIĞ BENDE ARTIIIKK

                                    Daha önceden var olan, hiç giymediğim, atmaya da kıyamadığım iki adet merserize bluza, ya Allah diyerek giriştim. Canım anneciğim örmüştü ikisini de. Lakin, kendisi bir makine düzgünlüğünde örgü örer ama kolunu bacağını takarken sıkılır, işi savsaklar, ortaya çok düzgün ilmekleri olan ve fakat ağzı gözü bir tarafa giden, dikişi kafasına göre takılan, hilkat garibesi bir ürün çıkar. Kıramam alırım fakat hiç giymem. İşte bunlar da yıllardır, en az on yıldır, dolap bekçiliği yapan bluzlardı. İkisini de söktükten sonra YouTube'da örnek aramaya başladım. Niyetim tığ ile bir şeyler örmekti. Yıllardır örmemiştim ve çok özlemiştim. Neyse, harika kanallar keşfettim, pek çok yabancı kanalın yanında gerçekten başarılı yerli kanallar da buldum, gururlandım, helal olsun bizim hanımlarımıza. 
                                    İzlediğim videoların içinden tam benim iplerimin renginde ve kalınlığında iplerle çalışılmış olan bu iki örneği seçtim. Kanalın adı; Suna'nın Elinden. Hanımefendi son derece sakin ve tane tane konuşarak her bir sırayı anlatıyor. Bu sayede en acemi örgücüler bile bu modelleri çalışabilir. Kesinlikle tavsiye ederim. Her iki bluzun yapılışı da ikişer videoda anlatılıyor. Ben örnek olarak birinci bölümlerini paylaştım.
 
                                    İlk örneğimiz Yusufçuk Modeli. Örmesi çok kolay ve zevkli, duruşu da çok şık.




Ben örerken yanlardan eksiltme veya çoğaltma yapmadım.










İkinci modelimiz Suna'nın Elinden YouTube Kanalı'nda Ajurlu Bluz adı altında yayınlanmış.




Ben bu modeli örerken bel kısmına her iki yandan pens koydum.






                                         Burada görüldüğü üzere; göğüs altından başlayarak, her sırada, her iki yandan birer eksiltme yaparak pens oluşturdum. Aynı anda her iki yan kenarlarda da birer eksiltme yaparak bel oyuntusu verdim.




                                        Modelin ajurlu örneği çok şık duruyor. Hatta bu örneği, bir başka projede,  daha ince bir iple tüm gövde olarak örmeyi planlıyorum.

                                                   Kalın Sağlıkla, güzellikle. 



15 Eylül 2020 Salı

KENDİMİ EVDE HİSSETME ÇABALARI BİLMEM KAÇINCI BÖLÜM

                         Evet dostlar, burada yaşamak iyi hoş da, insan kendini bir türlü evinde hissedemiyor, hep  birkaç güne geri dönecekmiş hissine kapılıyor. Belki de daha genç yaşlarda olsak böyle hissetmezdik, bilmiyorum. Almancı tabir edilen vatandaşlarımızın bir gün kesin dönüş yapma hayalini neden sürekli yaşadıklarını şimdi daha iyi anlıyorum. Vatan başka bir şey dostlar, ne olursa olsun, orası sizin; kim olursanız olun, orada sizin için bir yer var mutlaka. Vatanından başka bir yerde yaşayan her insan, orada onaylanma, kabul edilme duygusu ve beklentisiyle yaşıyor. İnsan davranışları üzerinde, farklı kültürlerin farklı onamları var. Sizin son derece doğal olarak yaptığınız bir davranış başka bir kültürde onaylanamaz bir davranış olarak görülebiliyor. Sonra; alıştığınız, yaşadığınız şehrin size sunduğu pek çok şeyi, değil başka bir ülkede, kendi vatanınızın başka bir şehrinde bile bulamadığınızda yoksunluk hissediyorsunuz. Bir de bizim şu anki durumumuzu düşünün. Dünyanın en büyük birkaç şehrinden biri olan İstanbul’ da yaşadıktan sonra Alman şehirleri bize kasaba gibi gözüküyor. İnanılması güç bir hikaye gibi geldiğine eminim ama gerçek böyle. Bizim ülkemiz hizmete ve teknolojiye erişim konusunda, şehirlerin temizlik ve bakımı konusunda, belediyecilik konusunda, ulaşımda, tıpta, gıda temininde, vs vs buradan fersah fersah ileride, inanın.  Tabii ki pek çok konuda da onlar bizden ileride; insan hakları, kadın hakları, ekonomi, doğanın korunması ve geliştirilmesi, eğitim, özgürlük, adalet ve dürüstlük, hak yememe vs vs. Aslında en üstün olduğumuz ve düzgün bir insan olma yolunda en başarılı olduğumuz şey yardımseverliğimiz ve insan severliğimiz. Bu konuda tüm dünyada açık ara birinciyiz bence. Türkiye Cumhuriyeti’ ni kuran halka Türk Halkı denir demiş ulu önderimiz, o yüzden Türk Halkı dediğimde tüm etnik gruplarımızı kast ediyor olacağım. Bunu da dip not olarak yazmak istedim. Aksi halde, ben her “Türk “ yazdığımda, belli bir grubu üstün tutuyor gibi görünmek ve anlaşılmak istemem. Çünkü herhangi bir ırkın üstünlüğüne inanmam ve savunmam. Diyeceğim o ki, Türk Halkı’ nın misafirperverliğine alışmış ve öyle büyümüş bizler için, özellikle Avrupa’da bir ülkede yaşamak cidden çok zor. Bu konuda Almanya da başı çeker bence. Kendinizi hep yabancı olarak hissedeceğiniz garantiyken, ne yazık ki hala gizleyemedikleri  ve üzerlerinden atamadıkları bir ırkçılık gerçeğiyle de yüzleşmeniz gerekiyor. Hele renkleriniz de biraz koyuysa, gözlerinde o tuhaf bakışı yakalamanız pek de olağandışı bir durum değil. Tabii ki bunda ülkeler arası siyasi çekişmelerin de büyük payı var ancak benim fikrimce, ırkçılık içten gelen bir duygudur. Ülkeni yöneten ne düşünürse düşünsün, senin içinde yoksa, başka bir ırka karşı kötü hisler besleyemezsin.       

                               Neyse, bu uzun girizgahı yapma sebebime gelelim. Almanya’ya geldiğimizden beri misafirlikteymişiz hissini üstümden atamamıştım. Tekrar taşınırız diye ne doğru düzgün perde yapmıştık, ne de dolap almıştık, bunun gibi bir sürü eksikler vardı. Çoğu koliyi açmamıştım bile. Aslında çocukların okul durumunun belli olmasını bekliyorduk. Artık yerleşik düzene geçmiş durumdayız. Böyle olunca oturduğumuz eve yayılmaya ve kendimizi gerçekten evimizde hissetmeye de başladık. Bizim salonun bir duvarı fotoğraflarımıza ayrılmıştı İstanbul’dayken, burada da aynısını yapınca; “ evim, güzel evim “ hissiyatı sarıp sarmaladı beni. 



                                                  Fotoğraf çerçeveleri İkea’dan. Ev tamamen beyaz boyalı olduğu için, beyaz üzeri beyaz göz yoruyordu. Ben de çerçeveleri pamuklu dantel bordürlerle  kapladım. Sol baştaki kanaviçe panodaki desen yine Filiz Türkocağı'na ait, internette her yerde şemasını bulabilirsiniz. 


                                                  Daha önce de yazmıştım, ufak tefek şeyler dışında giysi dikmiyorum artık. Burada giyecek yerim olmadığı bir yana, zaten Corona yüzünden bir yere çıkmıyoruz. Ben de YouTube hocamdan Kırkyama öğrenmeye başladım. Çok zevkli bir uğraş, şimdilik duvar panoları ve runner diktim.Burada kumaşlar çok pahalı olduğu için yeni kumaş almıyorum.Türkiye'ye gelince alış veriş yapacağım ve çocuklara Kırkyama yorganlar dikeceğim.






İşte dostlar, oturduğum evi yuva haline getirme çabalarımdan bir kesit. Kesit bahane, eleştiriler şahane oldu değil mi?
Hadi kalın sağlıkla....




29 Temmuz 2020 Çarşamba

KARA KIZIN KARDEŞİ DE SÜSLENDİ

                                 

                                 Bu sandalyeleri hatırlarsınız. Bir tanesini yenilemiştim, diğeri ha bugün ha yarın derken kalmıştı. Üç sene sonra nihayet yeniledim. İlk yaptığım şöyleydi;

                                 


                                 Yeni yaptığımı da bu konseptte ama farklı desende kullanıma sundum 😁

                               






                           Oturma kısmında kullandığım peçetedeki kelebek desenlerini silikon baskı tekniğiyle sırtlık kısmına da uyguladım. Sırtlığın arka yüzeyine ise rölyef pasta ile kabartma desen yapıp boyadım. Diğer sandalyeyi üç yıldır kullanıyorum ve herhangi bir yıpranma, soyulma, sararma olmadı. Merak eden olursa boyama tekniğimi tekrar anlatırım. Hadi kalın sağlıkla. 



                                 

25 Temmuz 2020 Cumartesi

BILINGUAL KEDİ

                     Dostlar, merhaba...
                    Almanya’daki yaşamımızla ilgili daha önce bir yayın paylaşmıştım. Devamı gelecek demiştim ancak günlük koşuşturma içinde blogumu biraz ihmal ettim. Gerçi bloglara olan ilginin ciddi şekilde düştüğünün de farkındayım. Yine de bloglarını ihmal etmeden ilk günkü gibi yayın yapmaya devam eden bloger arkadaşlarımı taktir ediyorum. Helal olsun size, ilk aklıma gelen de Handan oluyor, namı diğer “ Bir “. Maşallah sana güzel, güçlü, aydın kadın 🧿
                    Gelelim konumuza. Aslında bugün bu yayını hazırlamama sebep olan dürtü birkaç gün içinde yaşanan kadın ölümleri oldu 😞😭😤😡😩😤🤬. Dün de “Katarsis Extra” isimli YouTube programında Mutlu Kaya’nın adalet çığlıklarını izleyince dayanamadım, yazmak istedim.
                    Yıllar yıllar önce, rahmetli Duygu Asena , “ Kadının Adı Yok “ dediğinden beri değişen hiçbir şey olmadığı gibi, “çağ atlayan “ Türkiyem’de durum gittikçe kötüye gidiyor. Adını hatırlamadığım bir bayan siyasetçi demiş ki; “ bizden önce kadının adı yoktu, biz geldik, kadınlar görünür oldu”. Tam böyle dememiş olabilir ama söylediğinden anlaşılan buydu. Evet, hanımefendi haklı, kadınlar görünür oldu, daha iyi seçiliyorlar ışıkta ve daha kolay öldürülüyorlar 😬. İslam Dini’nin kabul edilişinden önce Arabistan’ da kızlar diri diri gömülürdü, kadınlar taşlanarak öldürülürdü diye anlatılır bize yıllardır. İslam Dini’ni kabul etmiş ve hatta günümüzde bir ölçüde bu dinin kurallarına göre yönetilen ülkemizde, İslam’ın kabulünden yüzyıllar sonra, kadınlar diri diri dövülerek, defalarca bıçaklanarak, vurularak, yakılarak,boğularak öldürülüyorlar. En acısı da; katiller sırf erkek oldukları için neredeyse hiç denilecek ölçüde cezalarla bu işten sıyrılıyorlar. Bu minvalde ben de soruyorum; bu durumu hangi İslam Hukuku kuralına, hangi “ İleri Demokrasi “ kuralına göre açıklıyor ve işletiyorsunuz?
                         Kadına reva görülen, uygulanan dayatmaların ve şiddetin gölgesi altında konumuza dönelim. Almanya’da kadın olarak yaşamak, Türkiye’de erkek olarak yaşamak gibi dersem, derdimi tam olarak anlatmış olurum. Burada sokağa çıktığımda kendimi sadece insan olarak hissediyorum. Kendimi korumak, sakınmak, dikkatli olmak vs gibi bir hissiyat yaşamıyorum ya da kızım bir yere giderken ekstra telaşlanmıyorum, oğlumu merak ettiğim kadar merak ediyorum onu da. Tabii ki burda da tehlikeli ve suçla ilişkili yerler var ancak, bu bölgeler zaten herkesçe bilinen ve polisin sıkça denetlediği bölgeler. Oralardan uzak durulması kişisel emniyet açısından yeterli. Oysa ki ben İstanbul’ da kendi evimin hemen yakınındaki bakkala bile gidemezdim akşam hava karardığında. Burada yaşamanın en en en güzel tarafı bu işte dostlar, kadın bedeninde insan olarak yaşayabilmek.
                           Daha önce de bahsetmiştim, kedimiz burada serbestçe dışarı çıkıyor. İstediği zaman geri geliyor. Diğer tüm kediler de aynı şekilde yaşıyorlar. Hatta hiçbir kedi tasma takmıyor. Hepsi özgürler ve istedikleri yere girip çıkıyorlar. Tabii gezerlerken komşu bahçeleri falan da ziyaret ediyorlar. Hal bu olunca, bizim Çapi de her yeri ziyaret ettiği ve de aşırı meraklı olduğundan Almanca’yı öğrenmek durumunda kaldı 😂. Kendisi şu an günlük basit Almanca’yı anlar, kedice cevap verir durumda. Anlayacağınız kedimiz artık bilingual😂😁. Hayvan dostlarımız açısından bakıldığında da burada yaşamak çok cazip. Mamalar inanılmaz ucuz. Veteriner masrafları Türkiye ‘ ye göre oldukça makul.
                            Elbette burada yaşamanın zor ve kötü yanları da var ancak iyi yanları o kadar çok ki, olumsuzlukları kolayca göz ardı edebiliyorsunuz. Göz ardı edemediğim ancak katlandığım iki durum var; birincisi dil konusu. İnsan kendi ana diliyle iletişim kurmayı çok fazla özlüyor. Tamamen hakim olduğun ve çok iyi kullanabildiğin bir dille iletişim kuramamak, onun yerine çok düz ve basmakalıp cümlelerle konuşmak insanı hem üzüyor, hem de hayal kırıklığına yol açıyor. Ne yazık ki, ana dilinden başka bir dili istediğin gibi konuşabilmek için o dilin konuşulduğu ülkede doğup büyümüş olmak, en azından on beş, yirmi yıl o ülkenin insanlarıyla iç içe yaşamış olmak gerekiyor. Benim durumumda; önceleri kurs bulamamak, peşinden de Corona krizi nedeniyle insanlarla iletişimimizin tamamen kesilmesi sonucunda Almanca’m  bir noktada takılı kaldı. Bu aşırı can sıkıcı durum nedeniyle kendimi çok kötü hissediyorum. İkinci bir yabancı dil bilmek bir ölçüde yardımcı oluyor ancak İngilizce için de geçerli üstte yazdıklarım.  Yani bu dili de mekanik bir şekilde konuşuyorum, kaldı ki karşımdaki kişide de aynı durum söz konusu. Sözün özü , kendi dilini konuşmamak insanda ciddi bir sıla hasreti doğuruyor.
                              İkinci durumsa yiyecekler. Ülkemin güzel topraklarında yetişen sebzeleri ve meyveleri bol bol, taze taze, doya doya yemeyi özledim. Burada neredeyse hiç meyve yetişmiyor, daha doğrusu bence yetiştirmiyorlar. Hollanda, İspanya gibi ülkelerden meyve sebze ihraç ediyor Almanya. Haliyle çok pahalı ve taze değiller. Ha, taze balık da en özlediklerimden bu arada. Sonra, mutfağımıza ait dışarda yediğimiz yemekleri de özledim mesela. Simit, kebap, hele de lahmacun. Hepsi var burada ama sanki Çin malı Türk yemekleri gibiler. Ne döner döner gibi, ne de lahmacun lahmacun gibi, ne de diğer yemeklerimiz ve tatlılarımız Türkiye’deki gibi. Bu nedenle bu saydıklarımın hepsini evde yapmayı öğrendim, az biraz damak tadımıza yakın oluyorlar böylece.
                               Hizmet sektörü de ciddi sınıfta kalır burada. Her şey için günlerce beklemeye ve en alt seviyede tatmin olmaya alışmanız lazım. En basitinden bir internet bağlanması yirmi gün ila iki ay arasında sürüyor. Herhangi bir eşya, makine vs almanız durumunda nakliyesi ve kurulumu size ait. Ne bileyim, aklınıza estiği anda gidip bir ürünü alamazsınız örneğin, önce sipariş verilmesi gerekir, en erken on beş güne o mağazaya gelir o ürün. Gerçi bu saydığım şeyler insan gücünün pahalı olmasından yani insana değer verilmesinden kaynaklanıyor. Siz mutlu olacaksınız diye bir başka insan daha çok çalışmak zorunda bırakılmıyor. Bunu bildiğiniz için de hizmetin yavaşlığı sizi germiyor.
                                Bir başka konu başlığı ise sağlık. Burada hekimler kanunen bakmaları gereken sayıda hasta baktıkları için aylarca sıra beklemeniz gerekiyor. Doktorların fazla hasta bakmaları hükümet tarafından yasaklandığı ve sıkı kontrol edildiğinden dolayı özel çalışan hekimler bile belirli sayının üstüne çıkamıyorlar. Hoş zaten çıkmak da istemezler. Çünkü hem hasta, hem de hekim açısından en sağlıklı yol bu. Acil haller dışında randevu alıp aylarca bekliyorsunuz. Sadece Aile Hekimleri’ne ulaşmanız çok kolay. Ancak orada da kafanıza göre tahlil, ilaç vs isteminde  bulunamazsınız. Yine bu durum da hastanın doğru tıbbi yardım almasında çok önemli bir faktör aslında. Yeri gelmişken sözünü edeyim, Almanya’da herhangi bir tıbbi personele bırakın vurmayı, yüksek sesle konuşmayı bile aklından geçiremez kimse. Bu arada, acil servise acil olmayan bir nedenle giderseniz hem saatlerce beklersiniz, hem de ciddi bir fatura ödersiniz. Zaten acile gitmeden önce de nöbetçi aile hekimine muayene olmalısınız, bu aşamayı atlayıp direkt acile gittiyseniz gerçekten ciddi bir acil durumunuzun olması gerekir.

  •                                 Bu günlük burada keselim, yazı yeterince uzun oldu bile. Neticede dostlar, vatan hasreti hiç eksik olmuyor ancak yaşadığımız olumsuzlukları düşününce şu an bulunduğum yerde daha mutlu ve özgür bir insan olduğumu hissediyorum. O yüzden hala pişman değilim, gene olsa gene yapardım diyorum. İlerisini şu anda bilmiyorum 🤗. Hadi kalın sağlıkla. 

9 Haziran 2020 Salı

ÇAY KUTUSUNDAN MÜCEVHER SANDIĞINA

         

                        Hepinize merhaba dostlar. Ümit ediyorum ki sağlığınız ve moraliniz yerindedir. İlginç,korkunç, sarsıcı, öğretici, birleştirici, ayrıştırıcı, umut kırıcı ve de umut verici bir dönemi deneyimliyoruz. Birçoğumuz bu dönemden yeni kazanımlarla çıkacağız, bazılarımız kayıplar verecek; iyiler de kazanacak, kötüler de. Ve yine; iyiler de kaybedecek, kötüler de ....Allah ( ya da inandığınız değer her ne ise ) tüm iyi insanları, tüm hayvanları ve bitkileri korusun.
                        Biliyorum blogumu ihmal ediyorum. Ancak geçtiğim bu dönem öyle kolayca yaşanılıp sindirilecek cinsten de sayılmazdı pek 🤗. Herkesin hayatını rayına soktuğu bir yaşta ben yeniden bir hayat kurmaya başladım. Eh, ancak düzene oturdu hayatımız ve yaşadığımız köklü değişimi sindirmeye çalışıyoruz halen. Aslında başlamıştım bu deneyimi yazmaya, ilk bölümü okuyanlar bilir ( bkz Kalemime Sıkışanlar ). Sonraki bir yayınımda devamını yazarım. Özetle, bizimkisi bir tür ‘ Şehirden Köye Göç ‘ hikayesi gibi oldu. Anlatacağım sonra. Bugün yine dekupajla geldim. Maske dışında pek bir şey dikmiyorum. Çok geçerli bir sebebim var ; giyecek yerim yok. Göçün bir diğer sonucu da bu 🤗. Anlatacağım uzun uzun.
         




Şöyle bir çay kutusu vardı elimde. Öncelikle güzelce zımparaladım. O zımpara yapılacak dostlar, kaçış yok 😁. Ardından alt parçayı koyu mavi üst parçayı mürdüm rengi akrilik boyayla boyadım. 





Sonra üzerlerini bildiğiniz mumla bir kat daha boyadım ve mumlu tabakanın üstüne de kalın bir kat beyaz chalky akrilik boya sürdüm. Ertesi gün tekrar güzelce zımparaladım. Böylece eskitilmiş bir görünüm elde ettim. 



Ardından peçete dekupajı ve süsleme ile kutuyu bitirdim. İçindeki bölmelere de, takılar için,  başka bir kutudan çıkan siyah süngerle yataklar yaptım. 










Aslında kulbu da var ama eşim Güneşim henüz matkap getirmediği için takamadım. Sonuç şöyle oldu ;












Bu arada, eski bir konserve kutusunu da atölyeme çöp kutusu olarak görevlendirdim;






İşte böyle dostlar. Hepiniz sağlıkla iyi günlerde kalın ❤️







6 Mart 2020 Cuma

YORUMLAMA😂😂😂

   Pek çoğunuza gelip yorum bıraktım ama büyük ihtimalle yorumlarım uzay boşluğunda dolanmakta şu sıralarda 🤗

ÖRDÜM GİYDİM



                Evdeki artık yünleri bitirmeye çalışıyorum. Kazaklar, bereler ördüm. Fotoğrafladıklarımı paylaşıyorum.



Bu bereyi aşağıdaki YouTuber’ ın kanalına bakarak ördüm. Ben ince bir iplik seçtiğim için modelim daha farklı oldu. Beyaz ipliğe şeffaf pullu bir ip ekledim. Işık altında kar taneleri gerçek gibi parlıyor. Hepsi başka projelerden artmış iplikler. 



Hanımefendinin ellerine sağlık, hem örnek çok güzel, hem de kendisi çok güzel açıklamış. Hayatımda ilk kez Fair Island denilen bu örgü türünü ördüm ve çok zevkli zaman geçirdim. 




Örgünün arkası bu şekilde oluyor ve orasından burasından ip sarkmıyor. Süper😍







Ütüden sonraki hali de böyle. Yapmak isteyenler için yazayım, model onüçün katları üzerine kuruluyor. Diğer işim ise annemin eski bir kazağı söküp, buharda açıp, yumak haline getirdiği yün ipten ördüğüm yeni kazak,


Burda Örgü Dergisi’ nin bu sayısındaki aşağıda gördüğünüz kazağı ördüm. 











Yaka ve kol ağızlarını ‘ ters kaz ayağı ‘ denilen tığ işi ile tamamladım. 


İpim çok az olduğu için kolların üst kısımlarını uygun bir iple ördüm. Yaka ve kol ağızlarını da o iple örünce  model yapmışım gibi oldu 😁. 
  
Yakında,  biten kanaviçelerimle geleceğim. Kalın sağlıkla. 





2 Mart 2020 Pazartesi

HANGİ İĞNE

     


                        Çok uzun ve ayrıntılı bir konuya hızlıca değineceğim. Bir okuyucuma gecikmiş bir cevap bu yayın aslında. Yapabildiğim zaman ayrıntılı bir yazı hazırlayacağım. Burada fotolar üzerinden gideceğim. Dikiş iğnelerinin farklı şekillerde hazırlanmış standart kodları ya da renkleri oluyor. En sık kullanılan kodlar şu fotoda olduğu gibi;



                    Buradaki harf kodları kumaş türümüze göre iğne seçmemize yardım ediyor. Bazen de iğnelerin üzerinde renkler olur, mesela kırmızı uçlu iğne nakış için, mavi uçlu iğne kot ( jean )  kumaşlar için, sarı uçlu iğne streç kumaşlar içindir gibi. İğne kalınlığı da iki farklı rakam koduyla belirtilir; 90/14 gibi. Biz genelde bu iğneye 90 numara iğne deriz ama 14 numara iğne desek de doğru olur. Bazı ülkeler 90, bazı ülkeler 14 numara diyor. Tüm bu söylediklerimi aşağıdaki fotoda göreceksiniz. Ancak ben okuyucumun sorusuna yanıt olacak şekilde sadece overlok makinesi iğnelerimi ve çift iğnelerimi görüntüledim. Bu noktada bir hatırlatma daha yapayım; makinenizin markasına göre ( aslında marka değil üretim şekli önemli. Yüksek ayaklı ya da düşük ayaklı deniyor ama bu da biraz kafa karıştırıcı. O yüzden makinenizle gelen iğnenin üzerine bakın ) kullanabileceğiniz iğnelerin de ayrı bir kodu var. Fotoğraf üzerinden açıklayayım; 




                    Gördüğünüz gibi farklı markalara ait iğneler ancak benim overlok makinemde kullanabileceğim iğne türü EL 705 kodlu iğne. Marka fark etmez, o markanın EL 705 kodlu overlok iğnesi benim makineme uygundur. Peşinden gelen SUK CF kodu penye ve örme kumaşlarda kullanabileceğimi gösteriyor. CF kodu olmadan sadece SUK iğne de aynı işi görür. Sadece EL 705 yazanlar ise esnek olmayan tüm kumaşlarda kullanılıyor. Overlok iğneleri sadece 80 ve 90 numara kalınlıkta oluyor. Sol taraftakiler düz, sağdakiler penye iğneleri. Alttakiler ise dikiş makinesi için kullandığım çift iğneler. 130/705 H benim makineme uyan iğne türü. İstediğim markanın bu koddaki iğnesini kullanabilirim. Sadece H yazdığında genel olarak tüm kumaşlarda kullanabilirsiniz demek olur. Örneğin burda en sağdaki genel kullanım içinden, en soldaki üzerinde yazdığı gibi esnek kumaşlarda kullanılıyor. Bazen kod yazmak yerine kumaş türünü yazıyorlar. Ancak burada dikkat edeceğiniz şey, onların jarsey dediği şey aslında penye kumaş. Biz ise esnek sentetik kumaşa jarse ( Likra ) kumaş diyoruz. Bu tür için de ortadaki iğne türü ( ya da SUW) kullanılıyor. Ancak likralı ya da penye kumaşları aynı iğneyle dikmekte pek bir sorun çıkmıyor. 
Umarım bir parça yardımım dokunmuştur. Kalın sağlıcakla. 

19 Ocak 2020 Pazar

SÜVETER ZAMANI 2 😁





                               Daha önceleri  ördüğüm her parçaya bir bahane bulan eşim güneşim süveterini çok beğenince bir tane daha istedi, ben de ördüm. Fakat her gün ne zaman biteceğini sorması bende öyle bir stres yarattı ki, defalarca yanlış örüp söktüm. Anlayacağınız bu sefer örerken; “ ay bitse de kurtulsam “ modunda ördüm 😂😂😂😂. Örgünün iki yanından üçer iplik sarkar, onlar birbirlerine sarmaşık gibi dolanır, aşkım güneşim ha bire ; “ yarın giyer miyim “ diye sorar 😂😂😂. Ama pişman değilim, yine örerim, hatta şimdi de kendime örmeye başlıyorum 😁. Dikişle pek aramız yok, emeklilik kilolarını verene kadar yeni bir şey dikmemeye kararlıyım 😁😂😂. Bu aralar, Patchwork‘ e kafayı takmış bulunmaktayım. Kendi kendime , yodam YouTube eşliğinde öğrenmeye başladım. Hadi hayırlısı 😂😂😁


















Hadi sağlıkla kalın 😘


17 Ocak 2020 Cuma

SÜVETER ZAMANI

                 
                               










Eşim güneşim için ördüğüm süveterle geldim. Çok bir numarası yok, sadece arkasında iplikleri yürütme kısmı önemli çok renkli örgülerde, onu da YouTube hocadan bakarak halletim. Hala bloglarınıza yorum bırakamıyorum, bazılarınıza üst üste dört beş kez yorum bırakmaya çalıştım, yorumumu bir şekilde okuyan varsa haber versin olur mu 😁. Kalın sağlıkla.