Translate

16 Şubat 2017 Perşembe

REKLAMLARDAKİ GİBİ OLMAYAN ŞEYLER

                           Bir Masal Gibi blogunun sahibi sevgili Emine hatun geçenlerde bir etkinlik başlattı.Reklamlardaki gibi olmayan deneyimlerimizi paylaşalım dedi.Ohooo,o kadar çok şey var ki,düşündüm düşündüm,biz kadınların en sık yaşayıp,en çok hayal kırıklığına uğradığı bir şey bulayım dedim.Buldum,buldum...
                            Efendim,biz kadınların en önem verdiğimiz şeylerden biri saçımızdır.Türlü çeşit ürün dener,en pratik ve en iş görenini almaya çalışırız.Şu aşağıda gördüğünüz ürün de,su gibi akan,kolayca şekil alan,parıl parıl parlayan saçlar vaad ediyor,



vaadini pek çok güzel saçlı hanımla da pekiştiriyor,


Oh oh,aman efendim pek güzel,yıka kurut,kuaförden çıkmış gibi dolan ortalıkta.Bu durumda benim beklentim bu ablada gördüğüm kadar yüksek olmasa da şöyle bir şeydi,



Hemen koşup saçlarımı yıkadım.Havluya sardım azıcık suyu çekilsin diye bekledim.Sonra havluyu saçımdan zarafetle çekip aldım,şöyle havalı havalı,yavaş çekimle dönerekten aynaya baktım,baktım da ne gördüm,


Amanın,bu neeee!!!! Sonra derin bir nefes alıp sakinleştim,ama dedim,daha ıslak bu saçlar.Ah akılsız kadın,reklamdaki kız saçlarını kurutmuştu.Hemen kurutma makinesini elime aldım ve bir kuaför ustalığıyla ve yine büyük bir zerafetle kuruttum saçlarımı.Sonra yine ağır çekimde aynaya döndüm veeee,işte şu manzarayla karşılaştım,


 Eyvahlar olsun,işler ay pardon saçlar daha da karışmıştı.Başladım ağlamaya,

 Bir saç kremi macerası da böylelikle sonuçlanırken,yine reklamlardaki ablaların muhteşem saçlarına erişememiş oldum.
                          Kalın sağlıkla 😁😁😁






15 Şubat 2017 Çarşamba

BİRAZ ALIŞVERİŞ,BİRAZ HUZUR,BİRAZ RUH OYALAMACA

                               Geçen gün eşim güzel bir çikolata kutusu getirdi eve.Yok canım,içi boştu.İsyerinde yemişler,eşim kutuya bakmış,bunu atmayayım Sevda bundan bir şey yapar demiş,eve getirmiş sağolsun.Bir dahakine dolu getirirsen daha zarif bir davranış olur diye belirttim kendisine.Fakat kutu da atılacak gibi değilmiş hakikaten.Hoş bana kalsa hiçbir şeyi atmayacağım bu gidişle ya,o ayrı konu,


baksanıza,kadife kaplı,sağlam yapılı çok hoş bir kutu.Üzerindeki çiçeğe aldırmayın,hep yaptığım gibi başlamadan foto çekmeyi unutuyordum az daha,


bir de güzel çekmecesi var.Ama bu haliyle kullanılmaz tabi,baktım malzemelere ,bir iki bir şeyler var,taktım takıştırdım,


böyle oldu.Daha tam olmadı ama şu anda kullanılır duruma geldi.Malzeme bulursam tamamlayacağım.

Almanya'ya gelirken yanıma aldığım bir iki incik boncuğumu içine yerleştirdim.Malzeme bulduğumda içinde bölmeler yapacağım ama bu haliyle de iş görür durumda.Gelirken getirdiklerim;iki bavul kitap,üç adet topuklu çizme,pazen elbiselerim,gördüğünüz üzere yüzüklerim,hihihihihihi.Kitaplarımı okudum bitti ama diğerlerini burada hiç kullanmadım daha.Ve fakaaat,yanımda olmasalar aklım onlarda kalırdı.Benim topuksuz ayakkabıyla sokağa çıktığım gün sayısı sayılıdır Türkiye'de,buraya geldikten sonra düz ayakkabı giymeyi öğrendim,hahahahha.Aslında sebepleri var tabi,işe gitmiyorum,şık olmam gerekmiyor.Arabam yok,her yere yürüyorum,mecburen düz giyiyorum ( bakmayın,on santim topukla okullara aşılamaya gidiyordum geçen seneye kadar 😂 ).Ay çok seviyorum,ne yapayım???Genetik bir hastalık bu,anadan kıza geçiyor,hihihihi.
                            Dün sabah alış verişe gittim.Buradaki buzdolabımız büro tipi buzdolaplarından olduğu için çok fazla şey almıyor.O yüzden,neredeyse her gün alış verişe gidiyorum.Gerçi burada büyük buzdolabı alışkanlığı da yok insanlarda.Kendime hayret ediyorum,İstanbul'da gardrop tipi buzdolabım vardı,ona sığamıyordum,burada cep kadar dolap işimi görüyor.İnsanların hayat tarzları ne kadar farklı.Biz toplum olarak depolamaya ve doldurmaya eğilimliyiz.Hep diyoruz yokluk yüzünden böyle olmuşuz diye ama bu insanlar da yokluk görmüşler.Gerçi mutfak anlayışlarımız bambaşka.Bizim yemekler için türlü çeşit malzemenin el altında olması lazım.Bunlar ise yemek bile yapmıyorlar neredeyse.Mesela salata yapmak bunlara ölüm geliyor,sarma,dolma vs dehşete düşürüyor.Her şey hazır burada,cacık,patetes salatası,salata için hazır halde yeşillik,say say bitmez.Mesela maydanoz falan yok ortalıklarda öyle bağ bağ.İşte dün gördüm ilk defa,saksı içinde ama.Bu tür yeşillikler saksı içinde satılıyor,o da her zaman olmuyor.Ben maydanozu görünce atmaca gibi atladım üstüne.Bu arada,buralarda atmaca falan gibi çeşitli yırtıcı kuşlar şehir içinde uçuyorlar,parklardaki ağaçlarda görmek mümkün.Dünkü alış verişe giderken,bir tanesi beni izliyordu tepeden,foto çekene kadar uçtu malesef.Neyse,maydanozu alınca,hemen fikrim geldi,dedim buna bir de süslü saksı yapayım.Benim bulunduğum şehirde neredeyse tüm marketler aynı yerde,bir kaç yüz metre ötedeki dükkana gidip bulabildiğim malzemeleri aldım.Arabam yok ya malum,kendime bir pazar arabası aldım,pek rahat ettim.Arabamı arkadan sürükleye sürükleye eve dönerken yolumun üzerindeki parklardan birinde soluklandım.Evet ya,parklardan birinde dedim,her yer park burada.Ay AVM yok amaaaa,anneaa.Soluklanırken de size bir iki ağaç çektim.
                              Ben ağaçları evvel ezel severim de,sevgili Merih - Merih'in Atmosferinde bu konuda yazdığından beri,her ağacı birine benzetmeye başladım.Sağ olsun öyle güzel anlatmıştı ki,insanın aklında yer ediyor.İşte bu ağaçlara da o gözle baktım,siz de öyle bakın fotolara.

 



Gerçek üstü bir güzellik değil mi?!! Kuşların cıvıltısını dinlerken sohbet ettik biraz bu ağaçla.Nasıl güzel yaymış gölgesini çimenlerin üstüne sereserpe....
                              Ağaçlarla sohbetim bitince,hızlı hızlı eve yürüdüm.Ay malum,maydanoz aldım,saksı aldım.O maydanozun ,o saksıya akşam olmadan girip yerleşmesi lazım...Akşama herkes eve  gelince;'bakıınn,bugün ben ne yaptııımm ' demem lazım.Çocuklarımdan ve eşimden duyacağım bir iki tatlı söz ,bir iki övgü kelimesi,benim için o kadar büyük kıymette ki....


Saksım ve peçetem hazır,arkada duran kahverengi kutu da yakın zamanda dönüşecek.Onu da eşim getirdi,bundan bir şey yapmak ister misin diye 😜.Burada her malzemeyi bulamadığım için,var olanları kullanmanın yollarını keşfediyorum.Peçete tutkalım yok,ben de beyaz tutkalı sulandırarak kullanıyorum,aklınızda olsun,gayet güzel iş görüyor,



Neticede saksı süslenip püslendi,maydanoza ev olmaya hazır hale geldi.Mutfağım 5-6 metrekare bir yer olduğu için saksıyı koyacak yer bulamadım.Balkonda hizmet vermekte olan mikrodalganın üzerini gözüme kestirdim.Orada hali hazırda ikamet etmekte olan iki koyunum var.Akkoyun ve karakoyun.Evimin neşesi,ruh oyuncaklarım,tombul ailesi.Durun dedim,yeşillik getirdim size..

 Akkoyun boynunu büktü,yeşillikten uzak kalmış diye,

Saksıyı öbür yana koyunca da; karakoyun kocaman açılmış,şaşkın gözlerle baktı bana,yeşillikten uzak kalmış diye...Biz karakoyunla konuşurken,akkoyun çaktırmadan girişmiş yeşilliklere.Bir an gözlerini gördüm aradan 😜

Aaa,ne üzülüyorsunuz,aranızda dursun,ikinize de yakın olsun dedim.Ayrı düştünüz ama,ben arada yan yana getiririm ikinizi de.
                            Ben orta yolu bulurken bir baktım bahçeye boncuk gözlü iki tavşan gelivermiş,

bir an göz gözlere ( bende iki,onlarda dört 😜 ) geldik,kaçırmadan ancak bu kadar yakalayabildim ,dikkatli bakarsanız görülüyorlar ancak.Daha önce de yazmıştım,bizim yaşadığımız yerde hiç sokak kedisi ya da sokak köpeği yok ama bolca sokak tavşanı var 😍
                             Yaa,işte hayat böle akıp gidiyor.Marifet ucundan yakalayabilmekte,etrafımızdaki güzellikleri görebilmekte.Kalın sağlıkla...















12 Şubat 2017 Pazar

MİM - BLOG ADIMIN HİKAYESİ

                     Blog aleminin sevgi pötürcüğü,sade ve derini ,benim sade ve tatlı yavrucuğum Deep Tone yaptı bu mimi ve isteyen herkese pasladı.Ben de ne zamandır düz yazı yazmadım,bu gece canım istedi niyeyse,yazmaya başladım.Çoğunuz biliyorsunuz bilmeyenler için yazıyorum,2016 ağustosunda Almanya'ya taşındık ailecek.Burada ev bulabilmek cidden büyük sorun,biz de hala kalıcı olarak yerleşebileceğimiz bir ev bulamadığımızdan dolayı eşyalarımız Türkiye'de.Hali hazırda tüm yayınlarımı mini ipedden yapıyorum ve bu aletle yayın hazırlamak,yazı yazmak hayli zahmetli.Yaş itibarıyla yakını görmekte zorlandığım için minnacık klavye beni çok yoruyor.Bu yüzden de düz yazı yazmaya elim gitmiyor.Zaten bloglara yaptığım yorumlar harf hatalarıyla dolu,bu aletle hatanın üzerine tıklayıp düzeltme şansım yok.Ya yorumu hatalı yere kadar tamamen silmem gerekiyor ya da her düzeltmeden sonra kullanıcı profilimi değiştirmem gerekiyor.Ben de olduğu gibi yolluyorum yorumumu.Eski arkadaşlar alıştılar atık bu duruma.Ancak yayın yaparken defalarca kontrol ediyorum yazdıklarımı,ekranı büyüterek,anlayacağınız pek zevkli değil bu aletle yayın hazırlamak.
                      Gelelim blogumun adına;dikiş dikmek çocukluğumdan beri tutkum benim.Tam bir dikiş sevdalısıyım.E,adım da Sevda,ikisi bir araya gelince Dikiş Sevda'sı oldu blogumun adı.Hem dikiş sevdası anlamında,hem de dikişin Sevda'sı..Kullanıcı adım da ' dikiş kız '. Bunun hikayesi ise çocukluğuma dayanıyor.Benim babam asker emeklisidir.Görev nedeniyle Bitlis'te olduğumuz yıllarda babamın komutanlarından birinin küçük bir kızı vardı beş-altı yaşlarında,ben de o zamanlar on bir yaşındaydım,işte bu küçük kız beni ' dikiş kız ' diye çağırırdı.Beni sürekli bir şeyler dikerken gördüğü için bana bu ismi takmıştı.Dikiş kız ismi bana takıldığından bu güne ,ne zaman dikiş diksem,annem de beni böyle çağırır; " Dikiş kız,ne dikiyorsun gene ?? " .


                       Blogumun adı dikiş üstüne ama ben her şeye bulaşıyorum.O yüzden de pek çok farklı konuda yayın yapıyorum.Ayrı ayrı bloglar açmak istemiyorum,herkes beni olduğum halimle bilsin istiyorum.Nasılsa blogumun sağ yan kolonunda ana yayın konularını verdim,kim neyle ilgileniyorsa oradan seçer diye düşünüyorum.Sanırım işe de yarıyor bu fikrim.Geçenlerde bir blog yazısı okudum,Google'da üst sıralarda yer almakla falan ilgiliydi.Benim öyle bir derdim yok,üst sıra,alt sıra umursadığım şeyler değil.Benim derdim faydalı işler yapabilmek,birilerine ilham verebilmek,birilerinin gününü güzelleştirebilmek.Ben bunları yazarken belki de içinizden,amma da atıyor,diyenler olabilir.İnsanlık hali,kızmam da,alınmam da böyle düşünenlere çünkü günümüz şartlarında hakikaten atıyormuşum hissiyatı doğuran söylemler bunlar.Ancak beni yakından tanıyanlar gerçek hikayemin bu olduğunu destekleyeceklerdir.Yaşamamızın bir anlamı olmalı,bir görevimiz,yapacak bir şeyimiz olmalı,yoksa ölüm çok ama çok anlamsız olur.İşte bu nedenle ben tüm canlıların hayatına iyi bir şekilde dokunmaya çalışıyorum.Aslına bakarsanız gene kendim için yapıyorum bunları,ruhumu doyuruyorum.Uzatmayayım,yayını okuyunca merak ettim,kendimi ne kadar törpülemeye çalışsam da neticede halen daha zayıf yönlerim var,Google'a yazdım ve şununla karşılaştım,

   

bir de böyle yazdım,

 

                       Şimdi bunları görünce benim hissiyatım şu oldu;yaşasın,demek ki pek çok kişiye ulaşabilmişim,pek çok kişi benim yaptıklarımdan faydalanmış,birilerinin işine yarar şeyler paylaşabilmişim...Burada birinci sırada adımın olmasının bana maddi herhangi bir faydası yok,bloguma reklam almıyorum neticede,yani teknik deyimle ;burada bir çıkar çatışması yok.Yani yaptıklarımı gerçekten insanlara güzel bir şeyler sunabilmek için yapıyorum.En büyük ödül anlaşılabilmek,insanların sevgisini ve takdirini kazanabilmek,en başta da anacığıma layık bir kız evlat olabilmek.Daha sonra bu konuda da yazarım ama özetle ;çok çalışkan,taşı sıksa suyunu akıtan,yokluktan varlık üretmiş bir anaya layık olma ve iyi insan olabilme yolunda bana eşlik eden tüm okuyuculara sonsuz teşekkürler ve minnetlerimi sunarım efendim.
                        Kalın sağlıkla...

ÇITIR ÇITIR YALANCI KOL BÖREĞİ

                          Hazır yufkadan olunca adı yalancıya çıkmış bu böreğin.Oysa ki,yalandan falan haberi yok.Bu dünya üzerinde insanoğlundan başka yalancı canlı var mı ki zaten...Ayol börek canlı mı dediniz değil mi;canlı tabi...Zamanında buğdaydı,soğandı,etti bu börek.Hepsi de canlıydı,o zaman bu börek de canlı işte.Canlı cansız tüm varlıklara saygı duyulması gerektiğine inanırım ben.Kullandığım tüm eşyalara,oturduğum taşa,bastığım toprağa saygı duyarım.Benim eşyalarım hiç eskimez mesela,ilk alındıkları günkü gibi kalırlar çünkü seve okşaya kullanırım.Evrene saygılarımı sunarım,evren de bana güzel davranır,nimetlerini sunar.Bu böreği hazırlarken de,pişirirken de,yerken de saygıda kusur etmedim.O da kolayca hazırlandı,pişti,yedikten sonra da hiç rahatsızlık vermedi,şifa oldu bize.
             
                          MALZEMELER
                          1 kilo yufka
                          2 yumurta
                          1 su bardağı sıvı yağ
                          1 su bardağı su
                          2-3 su bardağı nişasta ( her tür nişasta olur )
                          1 tatlı kaşığı tuz
                          Arzu ettiğiniz herhangi bir iç malzeme

                          İç malzemesini istediğiniz gibi hazırlayın,bu böreğin espirisi yufkalarında.Ben kıymalı yaptım,azıcık da peynirli.Öncelikle bir kapta yumurta,sıvı yağ,tuz ve suyu güzelce karıştırıyoruz.


Tezgaha yufkamızı serip bu karışımla güzelce ıslatıyoruz sonra yufkamızın her yerine,bir elek yardımıyla nişasta serpiyoruz.



Bu aşamada yufkamızı ikiye katlayıp iç malzememizi yayıyoruz ve yufkayı gevşekçe yuvarlıyoruz,iki ucunu içe katlayıp tepsiye yerleştiriyoruz.Tüm yufkalarımız bitince üzerlerine sıvı malzememizden sürüp 15-20 dakika sonra fırına veriyoruz. 200 derecede fanlı-turbo ayarda üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.Afiyet olsun.