Translate

23 Eylül 2016 Cuma

PASİF AGRESİF IRKÇILIK

                    Ev arama serüvenimiz azami yavaşlığıyla sürüyor dostlar.Süreç şöyle işliyor;internet üzerinden bir evi beğenip randevu isteği yolluyorsunuz,onlar da size evin ayrıntılarını yolluyorlar.Sonra siz telefon edip evi görmek için randevu istiyorsunuz.En erken bir hafta sonraya randevu alabiliyorsunuz.Bu arada evin başkasına satılmaması ya da kiralanmaması için dua etmeye başlıyorsunuz.Şansınıza ev duruyor olursa,randevu zamanınızda evi görüyorsunuz.Yok anacığım evi görüp beğenseniz de sizin olamıyor henüz , acele etmeyin.Burada işler dediğim gibi ,azami yavaşlıkta yürüyor.Beğendiğiniz evi kiralayabilmek için aday oluyorsunuz ve diğer beğenenlerle yarışa giriyorsunuz.Ayrıntılı bir döküman doldurup,secerenizi verdikten sonra ev sahibiyle mülakata giriyorsunuz.Artık,mülakatı kim geçerse evi o tutuyor.Biz henüz mülakat aşamasını göremedik.Çünkü evler biz görene kadar gitmiş oluyor.Kiralık ev sayısı,tam anlamıyla ,bir elin parmaklarını geçmiyor. Hadi satın alalım diyorsun,zaten az sayıda olan evlere ulaşma şansın olmuyor çoğunlukla.Şimdiye kadar dört ev görebildik,üçü çok eskiydi ve okula uzaktı.Son gördüğümüz ev için de ,aday adayı pozisyonunda,mülakata kabul edilmeyi bekliyoruz.İşte tam bu noktada ,pasif agresif ırkçılığa nasıl uğradığımızı anlatmak istiyorum.Bir kere internet sitesi sadece Almanca,bir elimde sözlük,ne yazdığını anlamaya çalışarak ev arıyorum.Sonra telefon aşaması geliyor,karşı taraf İngilizce biliyorsa iletişim sağlayıp randevu alabiliyorum.Ancak Almanca konuşmayan birinin uygun zamana randevu alıp ,evi kaçırmama şansının çok düşük olduğunu söyleyebilirim.Genelde nazik davranıyorlar fakat geçen gün konuştuğum emlakçı kadın suratıma telefonu kapattı mesela.Bizim asla yapmayacağımız bir davranış şekli bu.Türkiye'ye gelen hiç bir yabancı misafirimize,Türkçe bilmek zorundaymış gibi davranmayız biz.Hangi dili konuşuyorsa o dili bilen birini arar buluruz ve mutlaka yardımcı oluruz.Hangi ülkeden geldiğine bakmaksızın,misafirimizi baş tacı ederiz.Bu kişi politik olarak aramızın iyi olmadığı bir ülkeden de gelse,biz onu insan olarak değerlendiririz,ülkesine değil kendisine bakarız.Türkiye'nin her köşesinde bu böyledir,yabancıya yardımcı olmak bizim geleneğimizdir.
                      Devam edeyim,sizin İngilizce olarak istek gönderdiğiniz mail 'e ,cevap Almanca olarak geliyor.Be mübarek,İngilizce yazdığıma göre,demek ki Almanca bilmiyorum,leylekle tilki hikayesindeki gibi,ne halt etmeye bana Almanca yazıyorsun?Yok,Almanya'da olduğuma göre Almanca bilmek zorundayım,yahu ben zaten senden çok istiyorum Almanca öğrenmeyi.Bir kere senin dilini ,sana olan saygımdan dolayı öğrenmek istiyorum zaten.Ama bu peşin hüküm vermeler,sorgusuz infazlar bir Avrupa ülkesine hiç yakışmıyor ve çok sakil duruyor.Tam bu noktada dil kursuna kayıt olurken yaşadığım bir olayı yazayım.Yarı yaşımdaki kızcağız ,güzel bir İngilizceyle konuşuyor ancak Alman aksanı yüzünden onu takip etmekte biraz zorlanıyorum.E,normal hayatımda da sürekli İngilizce kullanmadığım için akıcılığım paslanmış.Yazışmalarda rahatım ama konuşurken özellikle Alman aksanı beni zaman zaman zorluyor.Neyse,geldiğimiz ülke falan konuşuldu,evrak dolduruyoruz,gene tüm evraklar sadece Almanca basılmış,kız bana sordu;ülkenizde hiç okula gittiniz mi,diye.Laann,bu sorunun normal hali;hangi okulu bitirdiniz,olmalı.Güldüm,ben doktorum dedim.Türkiye'nin gözlerindeki hali nasılsa artık,okul okudun mu diye sorabiliyor çocuk bana.Ama kızmıyorum,kızamıyorum,haklılar,dışarıdan görüntümüz tas tamam böyle.Tanıdıkları Türkler'in çoğu eğitimsiz,kılık kıyafet Arabik,hatta artık bizim kırsalımızda bile olmayan tarzada giyinen bir sürü Türk var burada.Asla hor görmüyorum ancak yaşadığın yere uymak zorundasın.İnsanların alışkın olduğu bir yaşam tarzı var ve sen onların gözüne soka soka,ben böyle yapacağım ,diyorsun.Elbette kızıp,dışlarlar.
                        Mezun olduğumdan beri ,iş dışında hiç kullanmadığım ünvanımı ,burada her yazışmada ve her görüşmede kullanmak zorunda kalıyorum,Mesela,suratıma telefonu kapatan kadıncağızla Almanca bilen bir dostumuz görüştü randevu almak için;bu yaştan sonra İngilizce mi öğreneceğim,uğraşamam demiş önce.Yüzüne telefonu kapattığınız hanım bir doktordur denilince de çark etmiş,işte şöyle oldu,böyle oldu falan filan,şu tarihte randevu vereyim,bilmem ne...Anlayacağınız,Türk olduğumuz için bize randevu bile vermeyen,pasif agresif bir şekilde ırkçılık yapan bu hanım,doktor olduğumu öğrenince randevuya layık görüyor bizi.
                        Tekrar söylüyorum,bir açıdan bakınca kızamıyorum haksızca uğradığım bu pasif agresif ırkçılığa.Ancak diğer yandan,insan haklarının,demokrasinin beşiği olan,öyle olduğunu iddia eden bir ülkede;insanların öncelikle nereden geldiğinize değil,kim olduğunuza bakacaklarını düşünüyorsunuz.Aslında resmi makamlardaki tüm işlemlerimizde,tam da son ifademdeki şekilde muamele gördük.Herkes son derece nazikti ve yardımcı olmak için çaba gösterdiler.Sanırım eğitim seviyesi yükseldikçe ,demokratik olma seviyesi de artıyor,tıpkı bizde olduğu gibi.
                          Şimdilik bende durumlar böyle,kedimi özledim,çocuklarımdan birini geride bırakmışım gibi hissediyorum,evcil hayvanı olanlar beni anlarlar.Kuru şeyler yemekten içimiz kurudu,domuz yemekten korktuğumuz için ( keşke hak yemekten de bu kadar korksak ! ),hazır tavuk şinitzel yemekten artık aramızda gıdaklayarak anlaşıyoruz,sözün özü;biraz bunalmış durumdayım.
                           Kalın sağlıcakla....