Translate

9 Nisan 2016 Cumartesi

AİLENİZİN DOKTORU GURURLA SUNAAARR,MİLLETİN BECEREMEYİP ELİNE GÖZÜNE BULAŞTIRDIĞINI BEN YAPIYORUUUMM- ÇİNGENE AÇILIMI YAPIYORUUUMM

            Efeniimm bugün dünya çingeneler günüymüş.Hepiciklerine kutlu olsun,hepsi mutlu olsunlar.Nicedir bu konuda yazma planım vardı,dün akşam ,yarın yazayım diye düşünüyordum,bir de baktım ki bugün çingeneler günüymüş.Tam denk geldi.
             Geçenlerde sevgili Deep Tone bana sosyal konularda yazmamı tavsiye etmişti.Yorumlarımı çok güçlü buluyormuş.Anacığım o buluyorsa doğrudur,öyle şeyler biliyor,öyle şeyler bulup çıkarıyor ki,bu kişi acaba kaçıncı hayatını yaşıyor diye merak ediyor insan.Hayır takip edenler gibi ben de yirmi ila otuz arası bir yerde olduğunu düşünüyorum ama öyle çok şey biliyor ki bazen içimden ,' ula bu derin en az yetmiş beş vardır,bizi kekliyo lan ' diyorum.İşte bu sade ve tatlı kişinin şımartması üzerine ,' taam lan,yazcam sosyal sosyal ' dedim.Şimdiii,sosyal yazcem ya,yazının bu aşamadan sonraki kısımları aşırı sosyal konulu ve ciddi olacak uyarayım.
              Biliyorsunuz ,kafanızı yara yara sürekli ,yirmi üç yıl hekimlik yaptığımı yazıyorum.Bu yirmi üç yılın tamamında çingene hastalarım oldu.Öncelikle çingeneye çingene demek ayıp bir şey değil.Çingeneler,çingene olmaktan utanmaz ya da rahatsız olmaz.Çünkü çingenelik utanılacak ya da rahatsız olunacak bir şey değildir.Zaten bizim ülkemiz dışında da çingene demenin ayıp olduğu bir ülke yoktur.Ne yazık ki ülkemizde insan sınıflaması yapmak gibi bir terbiyesizlik söz konusu olduğundan dolayı ,' çingene gibi ' diye bir söylem oluşmuş,insanları kınamak için kullanılır olmuştur.Tıpkı,Çorumlular'a yapılan gibi,Adanalılar'a yapılan gibi,Tarkyalılar'a yapılan gibi...Çingeneler de bir ırktır ve dünya üzerinde kendi devletlerini kurmaya kalkmamış,bu yüzden hiç kan akıtmamış bir millettir.Her zaman barışçıl olmuşlar,buna rağmen itilip kakılmaktan,hor görülmekten,potansiyel suçlu muamelesine maruz kalmaktan kurtulamamışlardır.Benim gözümde bunun tek nedeni kapitalist olmamalarıdır.Dünya yüzünde paraya tapmayan tek ırk belki de onlardır.Varsa yerler,hem de iyi yerler,yoksa da ertesi gün kazanıp yerler.Hem zaten birbirlerini kollayıp kimsenin aç kalmasına da izin vermezler.Haa,elbet onlar arasında da kötü niyetli,bozuk kanlı tek tük şahıslar vardır,e, netice de her toplumda bunlardan olacaktır.Kendi aralarında,aman şunun şusu var benimki daha iyisi olsun,falancada şu araba var ,bende daha pahalısı olsun diye çekişmezler.Hava atmak için kedi köpek beslemezler,sokaklarındaki tüm kedi ve köpekleri sahiplenip beraber yiyip içerler.Mini minnak bebecikleri,sevimli çocukları bu hayvanlarla sarmaş dolaş kimi zaman oynarlar,kimi zaman sarılıp uyurlar.Sandığınız gibi en şanslı sokak hayvanları zengin muhitlerde yaşayanlar değil,çingene mahallelerinde yaşayanlardır.
                  Çok güzel aşık olurlar,günler süren düğünlerle evlenirler,kocaları karılarını dövmez ya da aldatmaz.Karıları da kocalarına tapar,evli hanımlar kocalarıyla,sevdiceği olanlar da sevdikleriyle birbirlerine hava atarlar.Her kadın kendi erkeğini över göklere çıkarır.Çingene hanımları da pek bir alımlı olurlar,yürüyüşlerinde,tavırlarında ayrı bir endam vardır.Haaa,çingeneler namuslarına acayip düşkün olurlar.Namahrenme yan gözle bakmak zinhar yasaktır,öldürüverirler alimallah.Eşleri ölene kadar ya da olmaz ya ,hadi oldu diyelim,boşanana kadar tek eşlidirler.Bizim gibi hükümet nikahına ihtiyaç duymazlar,onlar için düğün yapılmışsa artık evlenilmiştir,şimdilerde nikah da yapar oldular,bebeleri büyüyüp okula giderken zorluk olmasın diye.Dedim ya namahreme yan gözle bakmazlar,benim varlığından rahatsız olmadığım tek erkek ırkıdır çingene erkekler.Normalde yolda izde yürürken falan asla erkek cinsiyle göz teması kurmam.Eğer bir tehlike sezersem direkt gözlerinin içine tehditkar bakışlarımı dikerim,onun haricinde pis yılışık bakışlara maruz kalmamak için asla direkt göz temasına girmem,yandan yandan kontrol ederim.Çünkü ülkemizin er kişilerinin yüzde sekseni bekli de daha fazlası,az sonra tecavüz edecek gibi,seni bir elime geçirsem der gibi oramızı buramızı iğrenç bakışlarıyla süzerler.Bir tek çingene erkeklerinin gözlerinde o bakışı görmezsiniz.İnsana insan olarak bakar o gözler.Bu arada erkek olmanın ruhunu,sorumluluklarını sonuna kadar hak eden saygı değer erkeklerimizi tenzii ediyorum ama o kadar azlar ki..
                    Çingeneler hep çingenelerle evlenir,dışarıya kız vermezler,dışarıdan kız almazlar sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz.Özellikle Karadeniz Bölgesi'nde ve özellikle de Sinop,Samsun gibi illerimizde çingene-çingene olmayan evlilikleri oldukça sıktır.Gayette mutlu olurlar.Beraberce çalışıp kazanır ,nur topu gibi de bebecikler yaparlar.Sanılanın aksine hırsızlıkla uğraşan çingene sayısı oldukça azdır,namuslu yollarla para kazanıp yerler.Yıllarca bizi çingene masallarıyla kandıranlar yüzünden bizler onları,çocuk kaçıran,ev-araba soyan,adam kesip doğrayan insanlar olarak gördük.Oysa ki çingeneler,müzik yapan,dans eden,kağıt toplayan,pazarcılık yapan,boyacılık yapan,kaportacılık yapan,mühendis ya da doktor olan normal insanlardır.Çoğunlukla yerleşik düzeni ve apartman hayatını sevmediklerinden çocuklarının ileri sınıflara kadar okuma şansı pek olmaz o yüzden de ,içlerinde diplomalı meslek sahibi olan azdır.Bir kısmı bizim anladığımız anlamdaki temizliği sevmese de ,bir kısmı da acayip titizdir.
                      Şimdi,gelelim bunları nereden bildiğime,az önce belirttim,yıllarca bu insanlara hizmet verdim.Bir kere bile bana bağıranı,çağıranı olmamıştır.Gerek kurum içi poliklinik hizmeti,gerekse sokak sokak gezerek çocuklarını aşılama hizmeti verdiğim bir tek günde beni üzmemişlerdir.Polikliniklere veya hastaneye geldiklerinde zaten doktora - hemşireye çok saygılı olurlar ama sokaklarına gittiğinizde ve sizin doktor- hemşire olduğunuzu anladıklarında hemen organize olup konu komşu ne kadar çoluk çocuk varsa toplayıp getirirler,sizi uğraştırmazlar,çocuk saklamazlar,kaçanı-ağlayanı affetmezler,aman çocuğumu ağlattın,vay kolunu kanattın demezler.Bizim sağlık için orada olduğumuzu,iğne batan yerin kanamasının normal olduğunu onlar söylerler daha biz söylemeden.Şımaran,işimize engel olan çocukları hemen kışkışlarlar,aşı yaptırmak istemeyen komşularını çemkirip,kadının elinden çocuğunu kapıp getirirler aşısını yaptırırlar.Hele düğünlerine derneklerine denk düşerseniz,karşılıklı göbek atmadan bırakmazlar.
                  Bu aşamada biliyorum ki içinizden yok ben korkarım diyenler vardır.Evet her iki taraf da birbirinden çekinir.Çingene olmayanlar kafalarındaki kumaca çingene imajının verdiği korkudan;çingene olanlarsa yıllarca kendilerine yapılmış ve yapılmakta olan kötü muameleden dolayı.Ben de size derim ki,birgün bir çingeneye selam verin de bakın ne olacak? Bir hal hatır sorun,gönül okşayın.Evet çocukları biraz sizi zorlayacaktır,çünkü en iyi savunma saldırıdır düstürundan yola çıkarak davranırlar.Aksi taktirde tekme yiyen sokak hayvanları gibi itilip kakılacaklarından korkarlar.İlk başta erişkinler de şüpheli yaklaşırlar size çünkü o kadar çok itilip kakılmışlar ve ötekilenmişler ki,sürekli savunma halindeler.Ancak bir çingene dostunuz olursa bilin ki bir ömür boyu dostunuzdur ve sizin için can bile verir.
                  Geçenlerde erkek kuzenlerden biriyle çingene mahallesinden geçerken,' abla,buralar pek tekin yerler değildir,dikkatli ol ' dedi.Ben de dedim ki,' ablacığım buralar sana tekin değil ama bana tekin yerler.Ben bu insanların aşılarını,taramalarını yapıyorum yıllardır.Polisin bile tek başına girmeye korkacağı sokaklarda ben tek başıma ,elimi kolumu sallaya sallaya gezip,kapı kapı çocuk topluyorum.Bazen göbek atıyorum,bazen sohbet ediyorum '.Şaştı kaldı,' evet abla,haklısın,bunların dostluğu hiç bir şeye benzemez,ama sen bilmezsin,korkarsın sandım 'dedi.Bir çingenenin gönlünü çalmanın en kolay yolu ona kocaman gülümsemek ardından da biraz hasbıhal etmektir.
                    EY GÜZEL ÇİNGENELER,GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN,BENDEN YANA SELAM OLSUN HEPİNİZE.

8 Nisan 2016 Cuma

BİRAZ DA GÜLELİM-ANILAR DEVAM



                                  Biz doktorların anıları çalıştığımız birimlere göre çeşitlilik gösterir.Kimi acı,kimi tatlı, kimileriyse komik ya da muzırdır.Ben kadın hastalıkları ve doğum,aile planlaması,cinsel yolla bulaşan hastalıklar alanlarında sertifikalı bir doktorum.Sertifika programları hızlandırılmış doktora programı gibi anlatılabilir.Program başında ve sonunda yazılı ve uygulamalı sınavlardan geçersiniz ve başarılı olursanız bu konularda çalışabilmek üzere yetkilendirilirsiniz.Uzmanlık belgesi yerine geçmez sadece yetki belgesidir.Sanırım Phd ünvanı gibi tarif edebilirim.Hah,bu sertifikalar nedeniyle meslek hayatımın yaklaşık yirmi yılında bu türden hastalarla da çalıştım.Haliyle yığınla komik anı birikti.Ancak baştan uyarayım bazıları 18 yaş üstü anılar olacak.Normalde kronolojik sırayla yazıyorum anılarımı ama bu sırayı beklersek tatlı -komik anılar araya kaynayacak,belki de hiç sıra gelmeyecek onlara.Bu yüzden bugünkü yazım karışık yıllara ait olacak.
                                  Öncelikle Bursa Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde yaşadığım hiç unutamadığım bir anımı yazacağım.O zamanlar hastanemiz 64 yataklı,tek poliklinikli,tek acilli,2 uzman ve 7 pratisyenden oluşan bir hastaneydi.Asansörümüz bile yoktu ,yardımcı personelimiz yoktu.Sedyenin dört ucundan üç hemşire bir de ben tutup çok hasta taşımışızdır yukarı aşağı.Hatta acil hallerde sırtımızda hasta taşımışlığımız ya da hasta yakınlarına sedyenin ucundan tutmalarını rica ettiğimiz çok olmuştur.O hastanede tuvalet temizlemişliğim de vardır.Bir ara feyste bir öğretmen arkadaş paylaşmıştı,siz hiç karakol hastane boyayan doktor polis gördünüz mü,biz öğretmenler okul boyuyoruz en ezilen memur biziz diye.Sanırım yeni mezun heyecanlı bir gencimizdi,koskoca öğretmenin okul boyaması besbelli gücüne gitmişti,ona da yazmıştım boyamasına boyadım da,üstüne üstlük hela da temizledim diye.Türkiye'nin gerçeğidir bu,statünüz ne olursa olsun memursanız göreviniz dışında çook şey yaparsınız.Neyse konuyu dağıtmayayım;göğüs hastanesinde nöbetteyim,bir doktor, üç hemşire,bir rontgen teknisyeni,bir de laborant var.Koca hastanenin acili,servisleri tek doktorun eline bakıyor.Gece iki üç sıralarıydı sanırım.Gençten bir kaç adam,bir de hanım geldiler.Adamlardan biri polis memuruymuş,hanım da eşi,diğerleri de akrabaları.Başka bir yerde verem teşhisi koymuşlar ama biz yatıramayız veremli hastayı,Bursa Göğüs Hastanesi'ne gidin demişler.Onlar da yola çıkmışlar akrabalarının yanına gelmişler.Gelmişken de direkt hastaneye gidelim,veremli veremli akrabaların evinde kalmayalım demişler.Muayenesini yaptım,film tahlil vs. istedim.Genel durumu iyiydi,normalde böyle hastalara gece yatış yapmazdık çünkü yatak sayımız çok azdı ve tüm Bursa ve çevre illere biz hizmet veriyorduk,gece yataklarımızı acil hastalar için tutardık.Ancak biz hekimlerle kolluk kuvvetleri arasında yazıya dökülmemiş bir protokol vardır.Özellikle polis arkadaşlarla hekimler birbirlerini kollarlar.Her iki tarafın da görevinin icrasında yaşadığı zorluklar ve haksızlıklar,yanlış anlamalar,yanlış yönlendirmeler,görevlerimizi olduğundan zor hale getirir.Bu yüzden birbirimize işimiz düşünce mümkün olduğunca kolaylık gösteririz.Bu protokol bir tek Gezi olayları sırasında tecrübesiz genç polis memurlarınca tek taraflı olarak bozulmuştur,doktor arkadaşlar protokolü devam ettirmişlerdir.İşte bu yüzden aslında yatış yapmamam gereken polis memuru arkadaşa sosyal endikasyon koyarak yatış verdim.Bir yandan da içimden bir ses huylandım,bu hastayı eve yollama demişti.Hasta ve yakınları üst kata çıktılar ben diğer hastalara devam ettim.Bir on beş yirmi dakika geçmişti ki,bir çığlık kıyamet koptu.Düşünün telefon bile yok,hemşire hanım koşa yuvarlana merdivenlerden bağırarak iniyor bir yandan da bağırıyordu;'doktor hanııımm,koşuunn,yetişiinn,hasta gidiyooor,HASTA GİDİYOR DOKTOR HANIIMM'.Hemen merdivenlere attım kendimi,bir yandan da düşünüyorum,acaba hangi hastam kötüleşti,falan amca mı,filan teyze mi derken ,hemşirehanım ikinci kata doktor hanım deyince anladım ki bir erkek hastam kötüleşmiş.'Kim ? ' diye sordum hemşireme,bir yandan da koşuyoruz,' yeni yatırdığınız polis memuru doktor hanım ' dedi hemşirem.Şaşırdım kaldım,yahu adam turp gibiydi,Allah'ım abondan kanama olmasın ne olur diye içimden yalvarmaya başladım.Verem hastaları bazen birden bire şiddetli akciğer kanaması geçirirler.Veremin akciğerde açtığı yaralar büyük damarlara ulaşırsa ölüme götüren kanamalardır bunlar.Hastayı kurtarma şansınız da oldukça düşüktür,hele de bizim hastanenin o günkü şartları göz önüne alındığında...Daldım odaya ki Mustafa bey ağız burun kanlar içinde,kendi kanıyla boğulmakta.Korkunç bir şeydir,hasta kendi kanının akciğerlerine dolması neticesinde soluk alamadığı için kendi kanıyla boğulur.Hemen aspiratör istedim,başladım ağızdan aspirasyona ama ne çara büyük bir damar yaralanmış kan oluk oluk akıyor,bir aspiratör daha getirttim,onu da burundan soktum.Hasta o kadar ajite ki ( yani elleri kolları bize engel olmaya çalışıyor,kafasını sağa sola çeviriyor,saldırganlaşıyor.Çünkü nefes alamadığı için boğulma hissi yaşıyor ve kurtulabilmek için çırpınıyor) hastaya entübasyon tüpü takıp oradan müdahale etme şansım hiç yok.Hani kötü durumdaki hastalara soluk borusuna takılan şey işte.Onu takabilsem daha kolay çekeceğim kanı,hem de hasta bir nebze daha rahat nefes alabilecek ama mümkün değil.Yakınlarına rica ettim sıkıca tutmaya başladılar Mustafa beyi,ağızdan aspiratör hortumunu yapabildiğim kadar her iki akciğere de sokarken burundan soktuğum hortumla da geniz ve yutak tarafında biriken kanı çekmeye devam ettim.O arada uzmanı da arattırıp hastaya bir de sakinleştirici yaptırdım.Bu sakinleştirici işi de iki ucu reçelli değnek,hastayı sakinleştirirsiniz ama bir yandan da soluğunu durdurma riskiniz  olur.Mecburen her şeyi göze alıp yaptırdım iğneyi,en fazla hasta rahatlar solunum dursa da entübe ederim,her halükarda bu durumundan iyi olur dedim.Herhalde bir kırk beş dakika uğraşmışımdır.Bu arada kanama kesici iğne falan da yaptırdığım için hastam bayağı bir rahat nefes alıp vermeye hatta konuşmaya başladı.Ben hala ağız burun dalmaktayım hortumlarla hastaya.Önce ne dediğini anlayamıyorduk ama hemşire,doktor,hasta yakını hepimiz mutlu gözlerle umutla birbirimize bakarak gülümsüyorduk.Sonra sonra anlaşılmaya başladı söyledikleri,yaşadığı oksijensizlikten ve yatıştırıcının etksiyle halüsinasyon görüyordu ( bir nevi hayal yani ) ve bana bakarak şunları söylüyordu;' sen ne güzel şeysin,burası cennet mi,ben cennete mi geldim,sen melek misin ?? '.Ne dediğini anlayınca herkes göz yaşları içinde bastı kahkahayı.Ben de bıyık altından dudaklarımı sıka sıka güldüm.E,serde doktorluk var,o gecenin şefi benim,ciddi olmam lazım,yaşım da daha yirmi beş, ben gülsem belki tuhaf kaçacak..Şimdiki yaşımda olsam herkesten önce ben basardım kahkahayı.Sonuçta güle ağlaya Mustafa beyi stabil ( yani hayati fonksiyonları iyi durumda ) hale getirdik,o arada uzmanımız da geldi,kontrolünü yaptı gitti.Sonraki günlerde vizitlerim sırasında yüzüme hiç bakamadı konuşurken Mustafa bey.Yakınları olanları anlatmış olacaklar ki,hep bir utangaçlık içindeydi.Devamında sağlıkla taburcu ettik Mustafa beyi,Allah selamet versin.Bu hastanede anım çok da bugünlük buradan bu kadar.
                                      Efendim,ben hekimlik hayatım boyunca neredeyse tüm branşlarda hizmet verdim.Bu anım da Üsküdar Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi'nden.Artık yerinde yeller esiyor ne yazık ki.Bir gün poliklinikteyim,sağlık ocağındaki hemşire arkadaştan telefon geldi.Adet görmeyen elli dört yaşında bir hanım varmış,ne yapalım diye sordular.Yollayın bakayım dedim.Hasta geldi bir süre sonra,adet görmeyen doğurgan çağdaki kadınlarda ilk sorguladığımız şey gebelik ihtimalidir.Sordum; ' ah nerede doktor hanım,yirmi sekiz yıllık evliyim,hiç gebe kalamadım,çok tedaviler  oldum,Son on yıldır da zaten menopoza gireceksin dedi doktorlar,ben de vaz geçtim ' dedi.Son dört aydır adet görmüyormuş,annesi de zaten kırklı yaşlarında menopoza girmiş.Evet yüksek ihtimalle menopoz gibi duruyordu ama biz hekimler bu yaştaki kadına gebelik testi ve ultrason yapmadan gebe değilsin demeyiz.Yatırdım hastayı masaya,ultrasonun probunu koydum karnına,daha değdirir değdirmez mini minnak oğlan bebeği gördüm.Kalp atımlarından ve gelişiminin iyi olduğundan emin olmak için şöyle bir gezdirdim ve ' gözün aydın,hamilesin ' dedim.Nasıl bir çığlık attı,nasıl göz yaşlarıyla boynuma sarıldı anlatamam.O şamataya eşi de bir şey mi yapıyoruz kadına diye korkmuş,paldır küldür daldı içeriye,bizi hastayla sarmaş dolaş görünce önce bir şaşırdı,sonra donakaldı,sonra da ağlamaya başladı.Aylar sonra Süleyman'ımızı kucağımıza aldık,ilk muayenelerini aşılarını hep ben yaptım.Vakti gelince de annesine spiral taktım çünkü ikinci çocuğu hemen düşünmüyorlardı.Düşünsenize yirmi sekiz yıl çocuğun olmasın,menopoz diye git gebe çık,sonra da gebelikten korunmak için spiral taktır.Çok özel mucizelerle dolu bir anımdır.
                                      Yine bir gün Bursa 1. No'lu Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi'nde spiral odasında poliklinik yapıyorum,genç bir hanıma spiral takmayı denemişler başka bir yerde, takamayıp bize yollamışlar.Biz eğitim merkezi de olduğumuzdan hallolmayan vakalar bize gönderilirdi.Benim de elim hafiftir,şimdiye kadar da takamadığım spiral olmadı,bundan sonra da olmaz inşallah.Hastayı masaya aldım,spiralini taktım.İpin fazlasını kesmek için hemşiremden makas istedim.Aletlerimizi de sürekli kimyasallar ve yüksek ısıda steril ettiğimiz için keskinliklerini yitirip köreliyorlardı sık sık.Körelmiş makas da spiralin ipini keserken ipe takılıp geri çekebiliyordu.O yüzden dikkatlice ipi kesmeye çalıştım,ııh kesmeyecek anladım ' hemşirehenım,makas kesmiyor ' dedim.O da başka makas verdi işimizi hallettik,hastamızı temizleyip toparladık,tavsiyelerini verip yolladık.Her spiral hastamız gibi de bir ay sonra kontrole çağırdık.Zamanı gelince hastamız kontrol için başvurdu,kaydını yaparken de masaya bir paket bıraktı.Paketin ne olduğunu sorunca da , ' doktor hanım,makas kesmiyor dediniz ya,makasın kirasını getirdim ' dedi.Meğer ben makas kesmiyor deyince sünnetçiler gibi bahşiş istediğimizi sanıp bir kutu baklava getirmiş bize.Ne ettiysek,ne dediysek geri götürmedi,ant verdi,biz de afiyetle yedik baklavayı.Memleketimin güzel gönüllü insanları.
                                    Aynı merkezde jinekoloji polikliniği yaptığım birgün,hastamı muayene ettim,mikroskopta akıntı örneklerini inceledim,tamamdır ,reçete yazacağım.Bayan hastalarda süt verip vermediğini sorarız ki ona göre ilaç yazalım,hanımın da iki yaş civarı çocuğu var.Sordum emziriyor musunuz diye, 'kocam emiyor ama ' deyiverdi.Ben alı al moru mor,' yok onu sormuyorum ' deyip reçeteyi çabucak yazıp hastayı yolladım.Hastanın peşinden hemşire hanımlar çok gülmüştü halime.
                                    Bu muzır anı da yine Düzce'den geliyor,acil nöbetime gece yarısı bir dede getirdiler.Yaklaşık on on iki gündür büyük abdeste çıkamıyormuş,o gece de karın ağrısından ölecek gibi oluyormuş.Muayene ettim,gaita tıkacından ( büyük abdestin kaskatı olup tıkanması ) şüphelendim.teşhis koyabilmek için tuşe yapmam lazım ( yani anüsten parmakla girerek içeriyi kontrol etmem lazım ),dedeye ne yapacağımı iyice anlattım.yakınlarına da açıkladım.Dede de herkes de tamam dediler.Ben başladım tuşe yapmaya,o sessiz sakin dede birden bağırmaya başladı , ' g.tüme parmak sokuyolaaarr,kurtarıınn,can kurtaran yok muuu ',hepimiz şok olduk,yahu dede anlattık,kabul ettin ya.Anlatırken tamam da,iş başa gelince dedenin içine sinmedi demek ki,ortalığı ayağa kaldırdı.Çocukları bir yandan üzülüp bir yandan da gülüyorlar.Neyse gerçekten gaita tıkacı vardı dedede ve ne yazık ki tek çözümü de ,parmakla girerek katılaşmış kakanın oradan boşaltılmasıydı.Canım dedem o gece acilimizi bayağı bir inletti.
                                      Efenim,kalınız sağlıcakla.......

5 Nisan 2016 Salı

AY KUSURA BAKMAYIN NE OLUR !!

                 Efenim,benim yakını görememe hadisem hepinizce malum.Bilgisayardayken problem olmuyor da,mini aypede geçince sorun çıkıyor ortaya.Şöyle bir geriye gittim ki,bazılarınızın yorumlarını yayınlamışım ama cevap yazmamışım.Bir ara internetimiz arızalandı,ondan mıdır yoksa sayfamda mı bir problem vardı tam anlamadım,bazılarınızın yorumlarına tek tek cevap yazdırmadı sayfa ben de topluca cevap yazdım.Artık o arada araya mı kaynadı yoksa görmedim mi emin değilim.En çok Fundacığımın ve dikişdünyasının yorumlarını öksüz bırakmışım.Kusuruma bakmayın olur mu?Yazdım tek tek cevaplarınızı :))

NEREDE KALMIŞTIK??

                     Evet son zamanlarda pek keyifli değilim.Gülmeyi,şamata yapmayı,eğlenmeyi seviyorum.Ve fekaatt;duygularını abartarak yaşayan bir insan olduğum için manik-depresif ayarda geziyorum.Fabrika ayarlarına dönmeyi bir türlü başaramıyorum.İnsanların kabalığı,duyarsızlığı,bencilliği,cahilliği beni hasta ediyor.Bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılara öfke doluyum.Öfke duyduğum için kendimle savaşıyorum.Öfke duymayı kendime yakıştıramıyorum.Ancak ne kadar çabalasam da bu tür insanlara artık ön yargılı yaklaşıyorum.Halbu ki,yaradılanı yaratandan ötürü sevmek benim küçük yaşlardan beri ilkem olmuştu.Yok kardeşim,sevemiyorum artık.E,kendimle çelişince de kişilik bölünmesi yaşıyorum.Cehalet;sen ne güzel şeysin.Olan bitenin farkında olmadan yaşamak,sadece kendin ve yakınların için yaşamak nasıl da keyifli bir şey.
                      İnsanlar bir şekilde hayatta kalmayı ve yaşamayı başarıyor.Dili var konuşur,eli var işler.Hayvancıklar ne yapsınlar?İnsanın değerinin hiçe sayıldığı bir toplumda,hayvanlar şansa yaşıyor işte.Kendi kedimi severken ya da onunla oynarken veya ona sevdiği bir mamayı yedirirken birden vicdan azabı yaşamaya başlıyorum.Dışarıdaki yüzlerce aç ve yaralı hayvan geliyor aklıma.Hayır,insanların seçim sansı var,hayvancıkların öyle bir şansı da yok.Sonra çocukları düşünüyorum,cahil anne babaların elinde oyuncak olmuş bebecikleri.Anası babası çıkar sağlasın diye pislik yaratıklara kurban edilen masumlar...Ve hatta o masumların canını yakmalarına para karşılığı izin veren pislik ana babalar....Ve onların çocuklarını korumaya çalışan bizler....
                      Trafikte kendini yolların efendisi sanan,kural kaide tanımayan geri zekalılar,sırf kadın şöföre yol kaptırmamaya çalışan beyin yerine üreme organı taşıyan cibilliyetsizler,en iyi şöförün kendisi olduğunu zanneden ve trafiğin içine edip bir de üstüne üstlük kendi hemcinslerine yol vermeyen kadınlar...Hangi birini anlatayım,evde kendi kendime yaşar ve üretirken ve de bana benzeyen insanlarla ilerişim kurarken her şey yolunda.Ama ne zaman sokağa çıkıyorum,trafiğe giriyorum,işte o zaman tırlatıyorum.Bazen kuzucuklarıma diyorum ki,bu ülke hep böyle değildi yavruşlar,keşke benim çocuk olduğum zamanları görebilseydiniz.
                       Geçen gün markette alışverişteyim,başörtülü bir hanım alışveriş sepetini yolu tıkayacak şekilde bırakmış,çantasını da sepetin içine koymuş,kendisi uzakta raftan bir şey alıyor.Arabasını alıp yanına götürdüm ve eğilip kulağına,'çantanı öyle açıkta bırakma bacım,alıp götürürler, dedim.Sepetini yanına görürürken ve ona doğru eğilirken bana fırlattığı düşmanca bakışlar önce şaşkınlığa,sonra da sevecenliğe dönüştü.'sağol,bak kızım orada,bakıyor sepete,hem cüzdanım cebimde ' dedi.O sırada bize doğru kızgın bakışlarla gelmeye başlayan kızının da yüz ifadesi aynı annesi gibi değişti. 'Olsun,sen yine de bırakma,kızın da dalar,ne olur ne olmaz ' dedim,karşılıklı gülümseyip iyi günler dileyip ayrıldık.Eminim ben sepeti götürürken ve kulağına eğilirken ona kötü bir şey diyeceğimi zannettiler anne ve kızı.Çünkü onlar kapalı ve ben başı açık,havalı,sarışın bir kadındım.Bizi nasıl bu hale getirdiler ??Biz neden karşılıklı iki cephe haline geldik.Elbette ki tek taraflı değil bu durum,başı örtülü kadınlarımıza da çok haksızlıklar yapılmıştır,eminim o hanım daha önce benim gibi görünen biriyle çekişmiştir.Herkes bir birinden rövanş almaya çalışıyor.Neticede gene erkekler hem de cahil erkekler kazanıyor.Şerefsizin biri benim kadınlardan bilgi almaya ihtiyacım yok demiş bilmem neresi müftülüğünde.Oradaki hanım da başörtülü bir çalışan.E,ne oldu şimdi,bak adam senin eğitimine vesairene hiç saygı duymuyor,üstelik onun istediği gibi başını da örtmüşsün ama hala o pisliğin gözünde bir lokmacık değerin yok.Zaten başörtülü hemcinslerimizin iş bulma ve çalışma konusunda şansları o kadar az ki.Çoğu mütaasıp olduğunu iddia eden iş yeri bile ,başı açık prezentabl kadınları işe alıyor.Başörtülü arkadaşları geri plan görevlere veriyorlar ya da nasılsa iş bulamazlar diye çalışma şartlarını ağırlaştırıyorlar.Yani bu zihniyetle ister başın açık,ister başın kapalı olsun kadın olman aşağılanman ve kötü şartlara maruz bırakılman anlamına geliyor.
                        Trafikte seyir halindeyken her zaman yayalara yol veririm ben.İster trafik lambası olsun,ister yaya geçidi olsun ya da hiçbiri olmasın;geçiş üstünlüğü her zaman yayanındır benim gözümde.Oysa ki geçiş üstünlüğü araçlarındır diye işlemiş bizim toplumun beynine.Yaya geçidinde bile olsa,durup yol verdiğimde öyle şaşkın şaşkın bakıyorlar yüzüme,elimle geç işareti yapmadan geçmiyor insanlar.Bazen de acayip şaşırıyor,gülümsüyor ve ellerini kalplerinin üstüne vuruyorlar iki kere.İşte o zaman hem çok üzülüyor hem de çok mutlu oluyorum.Bir insanı mutlu ederek güne başlamış olmak ya da güne devam etmek içimi umutla dolduruyor.
                         Geçenlerde bir sabah çocukları okula bırakmış dönüyordum,şu benim arada görüp beslediğim sokak köpeğini gördüm.Hani videosunu yüklemiştim.Hah işte o kızım,sol arka bacağı çok kötü yaralanmıştı,kemikleri görünüyordu,sürüye sürüye hoplaya zıplaya bir o yana bir bu yana koşturuyordu.Belli ki çok acısı vardı ve acıdan ne yapacağını şaşırmıştı.Hemen arabayı park edip yanına koştum.Öyle tatlı sakin bir köpek ki,elimi yaladı onu sevmeme izin verdi.Baktım yara bir kaç günlük,hemen belediyeyi arayacağım ama durduğu yerde durmuyor yavrucak ha bire geziyor.Belediyenin alabilmesi için de hayvanın başında beklemeniz ve teslim etmeniz gerekiyor.Ben bir yandan köpeciği tutmaya çalışıp bir yandan telefonla cebelleşirken bir hanım koşturarak geldi yanımıza.Derken bir başka hanım arabasını durdurup geldi,sonra bir başka hanım daha.Bu arada etraf erkek dolu ve çoğu da orada çalışan ve bu köpeciği bilen insanlar.Biz hanımlar uğraşırken bir tanesi de yardımcı olmadı .Ööyle öküzün trene baktığı gibi seyrettiler.Hayır köpecik çok iri bir hayvan tutamıyoruz yerinde,yoksa dert değil yani.Neyse bayağı bir bekledikten ve sağa sola koştuktan sonra,yanıma ilk gelen hanımla ben köpeği belediyeye teslim ettik.Bu arada da bir delikanlı da aramış belediyeyi,bizim ilgilendiğimizi görünce ayrılmıştı yanımızdan ,hakkını yemeyeyim.Çünkü o farklı bir sokaktan aramış,oraya gelirlerse yanımıza yollamak için kendi sokağına gitmişti.Ha bir de,sokakları süpüren belediye görevlisi iki kadının köpeğin peşinde helak olmasına daha fazla kayıtsız kalamayıp kendisi de aramıştı belediyeyi.Bunlar dışındaki erkek insanlar öküz davranışı sergilemekten öteye gitmediler ne yazık ki.Demem o ki,bu ülke düze çıkarsa kadınlar sayesinde çıkacaktır.Kadınlarımızın aklı fikri,inanışı,siyasi görüşü,dünya görüşü ne olursa olsun,hepsini bir yana bırakıp ;çocuklarımızın geleceği için ülkemizin parayla inşaatla yatıp kalkan bir ülkeden,bilimle sanatla uğraşan bir ülkeye dönüşmesi için çalışması gerekiyor.Hak yemenin domuz eti yemekten daha günah olduğunu,kadınların kutsal sayılacak kadar önemli olduğunu,inancın türbelere çul çaput bağlamak değil kutsal kitabı okumak ve orada yazan görevleri yapmak olduğunu,şeyh-hoca-cemmat-bilmem neyin Kuran emirleriyle yasaklanmış olduğunu kadınlarımız öğretecek hem kızlarına hem oğullarına.
                          Demem odur ki,iş bu haller nedeniyle kafam bozuktur.Ülkem ve dünya daha iyi olsun ;çocuklar,kadınlar,hayvanlar acı çekmesin,erkekler de dahil herkes mutlu olsun,tek isteğim budur.Dünyayı ve ülkemi saran tüm kötülükler son bulsun,beklenen altın çağ gelsin artık.
                           Bu arada,beni takip eden ve takip ettiğim tüm dostlar,hepiniz benim için özelsiniz.Hepinize karşı aynı samimiyeti duyuyorum,sakın ola ki başkasıyla daha samimi benle samimiyeti az falan gibi duygulara kapılmayınız.Ben insanları seven ve her birinden ayrı ayrı beslenen biriyim,hepinize karşı samimiyetim aynıdır.Haa,Mevlüdem'le yüzyüze tanışabilmiş olmam samimiyeti kızkardeşlik aşamasına taşımıştır o ayrı.Ama her birinizle aynı güzel duyguları yaşamak isterim,bunu da bir yana yazayım.
                           Ayy,yeter tamam,siz sıkılmadıysanız bile ben sıkıldım kendimden.Durum budur işte,hepinizi kucaklıyorum,kalın sağlıcakla.

3 Nisan 2016 Pazar

EYY KAHRAMAN TÜRK DANTELİİ;SEN SANDIK DİPLERİNDE BEKLEMEYE DEĞİL,KUTULAR ÜZERİNDE YÜKSELMEYE LAYIKSIN!!!!

                       Hepimizin sandık köşelerinde bekleyen sürüyle danteli vardır eminim.Çekmeceleri karıştırırken elime annemin ördüğü tepsi örtüsü geçti.Ay ben bundan bir şey yaparım ki dedim ve aldım elime.



Böyle bir teneke kutum vardı


Önce iki kat kara tahta boyası-chalk paintle boyadım.Şunu da hatırlatayım,teneke kutular boyandıktan sonra kapakları zor açılıp kapanıyor ve kutunun kenarları soyuluyor.O yüzden boyamaya başlamadan önce yapabildiğim kadar genişletiyorum kapak kenarlarını.Kutuların bazılarının kenarlarında küçük kilitvari çentikler oluyor,onları da düzeltiyorum.En son her şey birtiğinde de kutunun kapağın altına gelen kısımlarına yat verniği sürüyorum sağlamlaşsın diye.Hep yazacağım,unutuyorum.


Gördüğünüz gibi kabartma desenler ortaya çıktı iyice.Bu durumda ya rölyef pastayla tamamen kaplayıp kapağı dümdüz yaparız ya da bir şeylerle kaplarız.Ben dantelle kaplayacağım için sorun yok.Ama dantelim beyaz olduğu için zemini biraz renklendirdim.


Dantelimi kutunun boyutunda kestim.Eklemeli olduğu için sorun olmuyor.Ama diğer tüm dantelleri de kesebilirsiniz çünkü tutkalla yapıştırınca sökülme şansı hiç yok.


Gördüğünüz gibi herhangi bir beyaz tutkalla yapıştırıyoruz.Önce zemine biraz tutkal sürüp danteli yerleştiriyoruz.Sonra da bolca tutkalla üstten fırça yardımıyla yapıştırıyoruz.Bu aşamada danteli istediğiniz gibi çekiştirebilirsiniz.Beyaz beyaz bulaşık bulaşık olacak,korkmayın .Kuruyunca tutkal saydamlaşacak.Bu arada her türlü peçete ve diğer dekupaj işlemlerinde beyaz tutkalı kullanabiliriz.Su bazlı beyaz tutkal yazmasına dikkat edin ama.Bir ölçü beyaz tutkal ve bir ölçü suyu iyice karıştırdığımızda yabancıların Mod Podge dediği bizde de peçete tutkalı,dekupaj tutkalı gibi isimlerle satılan ürün ,bu karışım işte.


İşte kuruyunca böyle oluyor.Şimdi süsleme yapacağım.Bu arada kutunun ana gövdesini peçeteyle kapladım ve kurumaya bıraktım.Her iki parça da kuruduktan sonra su bazlı vernikle güzelce iki kat vernikledim.



Bu alana madalyon yapacağım,o yüzden akrilik boyayı hafifçe sulandırıp danteli boyadım.Yine paket kurdelesinden minik güller yaptım.Biraz da minik inciler kullandım.Sonuç şöyle;

                                                                      


                                                                    




Arkada görünen şişeler de Beyoğlu gazozu şişeleri.Onları da yayınlamıştım önceden,dekupaj başlığında bulabilirsiniz.Hadi kalın sağlıcakla...