Translate

3 Şubat 2016 Çarşamba

ANILAAARR-DEVAM

                   Hayatımız,nihayet daha insani şartlara kavuşmuştu.O zamanlar doktorların önceliği vardı,bu sayede telefonumuz da bağlanmıştı.Gerçi sık sık arıza yapıyor,hat kopuyor,günlerce telefonsuz kalıyorduk ama hiç yoktan iyiydi.Annemle konuşabiliyorduk ara sıra,kadıncağızın içi biraz olsun rahatlamıştı artık.Bu arada ben ,acile iyice ısınmış,tecrübeli doktorlar sınıfına geçmiştim.Epi topu üç ay falan olmuştu ama üç yıl gibi geliyordu bana.O sıralar yeni bir kura falan mı olmuştu tam hatırlamıyorum, bir kaç tane çömez doktorumuz da gelmişti.Artık ikili nöbetlere başlamıştık,her gece bir tecrübeli bir acemi doktor nöbet tutuyordu.Evet,ben de tecrübeli doktor olarak acemilerle nöbet tutuyordum.Oysaki aramızda mesleki açıdan bir kaç ay vardı,yaşlarımız ise aynıydı.Nöbet boyunca asıl yük tecrübeli doktorun sırtında oluyor,diğer doktor bir nevi öğrenci gibi takılıyordu.Sayımız eşit olmadığından ,arada bir gerçekten tecrübeli bir arkadaşla nöbet tutuyordum,işte o zaman nöbetim çok kolay geçiyordu.
                   Acili anlatırken hemşirelerimizi de anlatmasam olmaz.Acil polikliniğinin çalışma şartları ağır olduğu için kimse burada çalışmak istemezdi.Acile gelen bir şekilde işini yaptırıp kaçardı.Bu durumda da hemşire bulmak zor olurdu.Başhekimlik de işin çözümünü yeni mezun gelen tüm hemşire tayinlerini acile vermekte bulmuştu.Bu durumun adını da eğitim koymuşlardı.Yani yeni mezun hemşirenin pratik uygulama eğitimini acil servisten daha iyi verecek bir bölüm yoktur diye kestirip atmışlardı.Düşünün şimdi,doktor yeni mezun,hemşire yeni mezun...Tamam hepimiz teorik ve pratik eğitimlerimizden tam not alarak mezun oluyoruz ,aksi zaten mümkün değil.En azından o zamanlar mümkün değildi.Amma velakin,gerçek hayat asla eğitim gibi olmuyor ki!Bir kere tüm sorumluluk sırtınızdayken karar vermek ve uygulamak çok stresli bir iştir ve stres hataya yol açar.Bu durum;bir şeyi çok iyi yapmaya çalıştığınızda, istediğiniz gibi olmaz ya hani,işte ona benzer.Sonra hiçbir hastalık kitaplardakine benzemez,her hasta farklı bulgularla gelir size.Acil servis çabukluk ve pratiklik isteyen bir bölümdür,zaman kısıtlıdır,hastayı saniyeler içinde kaybedebilir ya da hayata döndürebilirsiniz.Bu durumda hızlı düşünmeli,hızlı uygulamalısınız.Yani teşhisi çabucak koymalı,tedaviyi hızlıca planlamalısınız ve hemşireniz de hızlıca uygulayabilmeli.Doktor ya da hemşireden biri yavaşsa bu hastanın hayatına malolabilir.Örneğin hemşireniz bir türlü serumu takamazsa siz de can kurtarıcı ilacı damardan yollayamazsınız.Ya da siz hastaya takılacak seruma karar veremezseniz,hemşireniz ne kadar becerikli ve hızlı olursa olsun ,doğru ilacı vermekte geç kalınacağı için hastayı kaybedersiniz.İşte bizim acilde her iki taraf da tecrübesiz olunca,hata yapmayalım,hasta kaybetmeyelim telaşıyla iki kat yoruluyorduk.Ama boğulmamak için hızla yüzmeyi öğreniyordu herkes.Yapamayanlar ya acilden kaçıyorlardı ya da biz o çalışanın acile uygun olmadığı konusunda başhekimliğe baskı yapıyorduk.Anlayacağınız,o zamanlar acil servis çalışanı olmak oldukça havalı bir şeydi.Hastalar bize çok güvenirlerdi,gündüz uzmana muayene olup,gece reçetelerini kontrol ettirmeye gelenler bile vardı.Gündüzden ,o geceki nöbetçilerin adı panoya yazılırdı,doktoruna göre nöbetin hasta sayısını aşağı yukarı tahmin ederdik.gerçek acil hastalar dışında bir de poliklinik yapardık anlayacağınız.
                       Dedim ya,uygun olmayan personeli acilde istemezdik diye,bir aralık, şizofren olduğunu duyduğumuz bir doktor arkadaşı acile tayin ettiler.Zavallı meslektaşımın değil doktorluk yapması,sokakta gezmesi bile doğru değilken,ısrarla nöbete yazmamız istendi.Ne dediysek dinlemediler,çalıştığı hiçbir yerde istenmediği için çareyi acile postalamakta bulmuşlar.Malulen emekli olabilmesi için doldurması gereken hizmet yılını tamamlatmaya çalışıyorlarmış.Kaldı mı başımız belada?!!!Mecburen nöbetler yazıldı,herkes sırayla birer nöbet tutacak doktor arkadaşla,sonrasında başa dönülecek.İşin kötüsü ,acemi arkadaşlara bu doktor arkadaşla nöbet yazmamaya karar verdiğimiz için ,biz tecrübelilere bir kaç nöbet denk gelecek.Başladık nöbetlere,herkes ayrı bir hikayeyle nöbetini atlatıyordu ama bu iş nereye varırdı bilmiyorduk.Benim nöbetim geldi çattı,hemşiremi ve pansumancımı tembihledim,yanlış giden bir şeyler fark ederseniz bana haber verin diye.Daha önce bahsetmiştim,nöbetlerimizi dörder saatlik dilimlere ayırıp,bir dahiliye bir cerrahi dilim tutardık.O geceki nöbette tüm cerrahi dilimleri ben aldım çünkü her türlü travmaya cerrahi bölüm bakardı,dahili bölüm de genelde eften püften ağrılara falan bakardı.İki bölümün odaları da bir koridorun iki yanındaydı.Hemşiremi doktor arkadaşın yanında bırakıp cerrahi bölümde çalışmaya başladım ama içim içimi yiyordu,ikide birde karşı odaya geçip,ilaç alırmış gibi yapıp doktoru kontrol ediyordum.Gecenin ortalarına doğru artık iyice pilim bitmeye başlamıştı,tam trafik kazalı bir hastayı muayene ederken,karşı odadan bir çığlık koptu;'doktor hanııımm,yetişiiinnn,hasta gidiyooorrr',trafik kazasının çekilecek filmini pansumancıma bağıraraktan karşı odaya koştum,muayene masasında kolları yana sarkmış,yüzü morarmış,gözleri geriye kaymış bir hasta yatıyordu,yanında da ayakta dikilmiş şaşkın şaşkın hastaya bakan doktor arkadaş....Doktor arkadaşı hızla yana itip hastayı muayene etmeye başladım,bir yandan da ne olduğunu soruyordum,meğer hafif mide bulantısı karın ağrısı var diye getirdikleri 50-60 yaşındaki teyzem,muayene masasına yatırırlarken morarmış.Kadıncağız kalp krizi geçirmiş yolda gelirken,acile aldıklarında da arrest (kalp ve solunum durması ) olmuş,bizim doktor da çocuk gibi seyrediyormuş hastayı,ağladı ağlayacak....Ben zaten,mide bulantısı,karın ağrısı lafını duyduğumda ,kadıncağızın göğsüne yumruğumu yapıştırmıştım bile.İkinci yumrukta kalp atımları geri dönmüştü,hızla serumunu takıp gerekli ilaçlarını yapmış ve hastayı gözlem odasına almıştık.Bizim zavallı şizofren doktor da o sırada ayak altında dolanıp,saçma sapan konuşmaya başlamış,iyice ayak bağı olmuştu.O andan itibaren,hasta arkadaşımın ,acile baş vuracak herhangi bir şahısa müdahale etmesine izin vermem olası değildi.Ancak bu durumu kendisine anlatabilmem de mümkün değildi.Ben de hastane polisine ,sabaha kadar doktor beyi oyalamasını rica ettim.Sağolsun aldı götürdü kendi odasına,doktor beye de ,' siz çok yoruldunuz,biraz dinlenin ' dedim.O gece sağ salim nöbetimizi tamamladık.Ertesi gün ,bu doktor arkadaşın kesinlikle nöbet tutamayacağını,ona nöbet yazmaya devam ederlerse kendisiyle kesinlikle nöbet tutmayacağımı,gerekirse tek doktor olarak nöbet tutmaya razı olduğumu acil sorumlumuza ilettim.Ne yazık ki bazı doktor arkadaşlarımız,hiç yoktan iyidir,nöbet sayımız azalıyor,o da tutsun nöbet dedikleri için şizofren arkadaşa nöbet yazılmaya devam edildi ama benim yanıma yazılmadı bir daha.Ben hala arkadaşın nöbetten çıkarılması için baskı yapıyordum.Bir iki gün sonra iş zıvanadan çıktı.Hasta doktorumuz nöbet sırasında hezeyan (olayan şeyleri gerçek gibi görme ) geçirmiş ve diğer nöbetçi doktor arkadaşı ,' sen beni öldürmek istiyorsun ' diyerek,eline geçirdiği kocaman bir bıçakla kovalamaya başlamış.Acil hasta kaynarken,hastane bahçesinde bir ölüm kalım kovalamacası yaşanmış.Hastane polisi,personel,hasta yakınları zor zapt etmişler şizofren doktor arkadaşı.Nöbetçi olan diğer doktor arkadaş perişan olmuş,hastalar isyan etmiş,ortalık karışmış anlayacağınız.Biz mesaiye gittiğimizde öğrendik bunları.Bir musibet bin nasihatten iyidir hesabı,hemen o gece hastaneye yatırmışlar şizofren doktor arkadaşı.Daha sonraları,o doktor beyin,kimseye  zarar veremeyeceği masa başı bir görev yaparak malulen emekli olduğuna dair bir şeyler duymuştuk.
                          Acil servislerin hasta akışı ilginçtir.Sürekli farklı hastalar görürsünüz,bunların yanında bir de gedikliler vardır.Bu hastaların kronik hastalıkları vardır ve ara ara acilde müdahale edilecek duruma düşerler.Şeker hastaları,astım hastaları,tansiyon hastaları gibi.Bu hastalar bir süre sonra ailenizden biri gibi,misafiriniz gibi olurlar.Böyle hastalara müdahale etmek hem çok kolaydır,hem de çok zordur.Kolaydır çünkü,bir kez hastayı çözdünüz mü,her seferinde aynı yollarla iyileştirip evine yollarsınız,mutlu sona ulaşmak kolaydır.Zordur, çünkü bazen siz ne yaparsanız yapın hikaye kötü sonla biter ve bizler en az yakınları kadar acı çekeriz.İşte Düzce'de de vardı böyle hastalarımız.En aklımda kalanı da Mercan dedeydi.Bildiğiniz müzisyen Mercan Dede değil,vatandaş Mercan dede.Adı Mercan'dı, dede derdik çünkü ak sakallı tonton bir yaşlımızdı.Yaşını tam olarak akrabaları da bilmezdi,sanırım seksenlerindeydi.Ölmüşse Allah rahmet eylesin.Kalp yetmezliği ve kronik bronşit hastasıydı.Beş on günde bir acillik olurdu,sabaha kadar tedavi ederdik,sabah yürüyerek evine giderdi.Acile gelmesinin üzerinden biraz fazla zaman geçtiğinde telaşlanırdık,öldü mü kaldı mı ,niye gelmedi diye meraklanırdık.Acile her getirilişinde,bu sefer son galiba diye korkardık ama o ne kadar kötü durumda gelirse gelsin,sabaha sağ çıkar ve yürüyerek evine dönmeyi başarırdı.Mercan dedenin bu yaşam azmi beni bir yandan umuda boğardı bir yandan da hayatın adaletsizliğine isyan ederdim.Bazı nöbetlerimde Mercan dede neredeyse can çekişirken gelip,bir iki saate düzelirken,yan odada iki aylık bebeğin ishalden ölmesi ve hiçbir şey yapamamam beni kahrederdi.Ya da cerrahi odasında kalp masajı yaptığım,az önce,' beni kurtar doktor abla ' ,diye yalvaran genç ellerimin arasından kayıp giderken,neden neden diye sormaktan beynim patlardı.Biz hekimler aslında sadece birer aracıyız,kimin yaşayacağı veya öleceği asla bize bağlı değil.O kişinin ömrü varsa biz aracı kılınıyoruz ve hayata döndürüyoruz.Ömrünü tamamlamış hastaya yapabileceğimiz hiçbir şey yok gerçekte.Bazen tek bir yumrukla hastayı hayata döndürebilirken,bazen göğsünü yarıp kalbine direkt masaj yapsak da işe yaramıyor.....
                         Bu günlük de bu kadar,kalın sağlıcakla.

           
 Bu fotoğraf hastasını kaybetmiş bir doktorun acısını yansıtıyor...

1 Şubat 2016 Pazartesi

ÇİÇEKLER VE KADINLAR-PAZEN DİVİTİN ETKİNLİĞİ İKİNCİ PERDE

                İkinci bölümün açılışını da yine bir etekle yapayım dedim.Üç metre pazeni önce üç eşit parçaya bölüp yeniden birleştirdim.Niye böyle salakça bir şey yaptın derseniz,efendim,pazenin desen yönü yüzünden derim.Amacım maxi etek yaparak atom karıncaya gaz vermek ama kumaşın desen yönüne göre bunu yapamadığım için bu upuzuun cümleleri kurmak zorunda kaldım.Neyse,kumaşı yeniden üç metre haline soktuktan sonra,gelişi güzel bir ölçüde çiftli pileler yaptım ve bel ölçüme uydurdum,bir iki düzeltmeden sonra bel ölçüme göre ayarladığım eteğin belini makineye çektim.Yandan artan parçayı kemer yaptım,fermuarı iki pile arasına sakladım.Şıklık olsun diye kemere birit taktım.Evde bulduğum beyaz ayaklı düğmeleri keçeli kalemle boyayıp kırmızı düğme yaptım.Ütüledim giydim,alışverişe gittim aşkım güneşimle.Aman o meraklı bakışlar içimi eritti sormayın gitsin ,hihihhi ay buyrun işte seyreyleyin,


                                                                           



                                                                       


                                                                        


Kalın sağlıcakla.....







31 Ocak 2016 Pazar

PAZENLERE FISILDAYAN KADINLAR....ÇİÇEKLER VE KADINLAR-PAZEN DİVİTİN ETKİNLİĞİ BİRİNCİ GÖSTERİM

                     Evet dikiş severler,ilkini geçen sene yaptığım etkinliğimizin bu yılki ilk gösterimi geldi çattı.Maharetli hanımlar, pazenlerle konuştular,dertleştiler,pazeni hissettiler ve sonuçta her biri farklı bir hikayeyle karşımıza çıktı.Pazen ve divitin kumaşların ne kadar şık olabileceğini,aynı zamanda dikiminin ne kadar rahat olduğunu,kullanımının ne kadar konforlu olduğunu hep beraber görmüş olduk.Şubat sonuna kadar yeni yeni parçalar üretmeye devam edecek dikiş tutkunları.Mart başında ikinci gösterimimizi de yapıp bu seneki etkinliğimizi bitireceğiz.
                     Hadi buyrun,









bu parçalar benden,bakalım blogerler neler yapmış,

http://nelerdiksem.blogspot.com/ adresinde yazan Gökçe,bu etkinlik sırasında ,tarafımca pazen presesi ünvanını almış olup,bu parça ilk pazen denemesidir....



  







Funda  http://fundaninpenceresinden.blogspot.com/  adresinde yazıyor,iki arada bir derede bu güzel bluzları dikiverdi.






http://ayselmelike.blogspot.com/  adresinde yazan Aysel dikişte henüz çok yeni olmasına rağmen iki güzel elbiseyle çıktı karşımıza.








Bu etkinliğimizin fahri annelerinden olan Gonca https://ornitorenkhandmade.wordpress.com/  adresinde yazıyor.O da benim gibi pazen aşığı,blogunda çeşit çeşit pazen bulabilirsiniz.Yıllardır pazenlere fısıldıyor o..






http://melined.blogspot.com/  adresinde yazan Mevlüdem,aceleciliği yüzünden bu elbiseyi dikerken çok sıkıntı çektiğini söylüyor ama elbise harika şeyler anlatıyor,