Translate

29 Ocak 2016 Cuma

DİKKAT DİKKAT DİKKAT ___ÇİÇEKLER VE KADINLAR-PAZEN/DİVİTİN ETKİNLİĞİ

                    Pazen prensesi ekselansları Gökçe'nin ( http://nelerdiksem.blogspot.com/ ) tavsiyeleri üzerine etkinliğimizin bitiş süresi uzatılmış bulunuyor.Sayın ekselansları bazı dikişseverlerin kumaşlarının ellerine henüz ulaştığını,bazılarının modellerini ancak temin ettiklerini tarafıma iletince,kendilerinin tavsiyelerini yerinde bularak süreyi şubat sonuna kadar uzatmış bulunuyorum.Bu arada etkinliğimizin  ilk gösterimi şubatta başlayacak,martta da ikinci gösterimi yapılacaktır.
                    Hepinize kolay gelsin.Bu arada planlanan kaban ve ceket etkinliklerinin tarihleri değişmeyecek olup,bu etkinliğimiz yandan yandan devam edecektir.
                    Kız Mevlüdeee,yandın,bir pazen daha dikeceksin kurtuluşun yok,hihihihi
                                                 
                                                                                                DİKİŞ SEVDASI BLOG BÖLGESİ
                                                                                                  DİVİTİN - PAZEN KRALİÇESİ
                                                                                                     EKSELANSLARI I.SEVDA
 


NOT:Etkinliğimiz ,Diktim Diktim Giydim Blog Bölgesi Divitin-Pazen Kraliçesi Ekselansları I.Nuray   http://diktimdiktimgiydim.blogspot.com/    ve
                               Ornitorenk Handmade Blog Bölgesi Divitin-Pazen Kraliçesi Ekselansları I.Gonca'nın  https://ornitorenkhandmade.wordpress.com/   himayelerinde gerçekleşmektedir,saygılarımızla duyrulur.


                                   Bir kadını çiçek deseni kadar zarif gösteren başka bir desen var mı?Kadınlar ve çiçekler.....Yüzlerce yıllık hikaye.Hadi gelin,biz de hikayelerimizi,geleneksel kumaşlarımız divitinler ve pazenlerle anlatalım.Her kadının dolabına en az bir divitin elbise girsin.Hem geleneksel kumaşlarımızı yaşatalım,hem de çiçek desenleriyle hikayelerimizi anlatalım.Kim bilir,belki de modaya yön verip çığır açarız.
                                   Çiçekler ve Kadınlar etkinliğimiz için diktiklerinizi drsevdasahin@gmail.com adresine bekliyorum.İstediğiniz kadar foto atabilirsiniz,hepsini yayınlayacağım.Bu arada diktiklerinizi bloglarınızda yayınlamak için beklemenize gerek yok.

28 Ocak 2016 Perşembe

ANILAAARR-NÖBET DEFTERİ

                        Şimdi,ben nöbet defterinden söz edince,hatırı sayılır bir meraklı kitlesi oluştu.Keşke o zamanlar akıllı telefonlar olsaydı da yazdıklarımı belgeleyebilmiş olsaydım.Böyle bir şansım olmadığı için,hatırladığım kadarıyla yeni bir sayfa yazacağım size.
                        Öncelikle bazı ayrıntıları vermem gerek;acile gelen hastalara ilk müdahaleyi yapmakla görevli olmamızın yanında ,hastanın takibinden de sorumluyduk.Normal olarak acil servislerde hasta takibi yapılmaz,yapılamaz.Bunun için ekstra personel gerekir,en azından bir doktor ve bir hemşire olmalıdır.Ne yazık ki ,benim ilk başladığım dönemde,bir doktor ve bir hemşire hem acili hem de takip odasını idare ederdik.Bu nedenle de ,bir nevi yatan hasta işlemi gören takip hastalarının orderlarını ( bakım ve ilaç düzeni ) vermek,kesin tanılarını koymak,onları hayatta tutmak da acil doktorunun işiydi.Bunu yapabilmek için de icapçı uzmana danışmak zorundaydık.Daha sonraki olası bir ters durumda icapçıya danışıp danışmadığımız ilk sorulan şey olurdu çünkü.İcapçı demek,o gece boyunca aranacak ilgili dalın uzman hekimi demektir.Buraya kadar her şey olağan ve normal.Ancaaak,bazı uzmanlarımız kendi branşlarının acili olamayacağını savunur ve asla telefonu açmazlardı arandıklarında..Bazı a'bilerimizse telefonu açar ama telefon başında uyuyakalırlardı.Kimisinin her hastalık için söyledikleri standart bir reçeteleri vardı ve sırf arama kayıtlarında arandığımız görülsün diye telefon açardık.Bazılarını ise aramaktan nefret ederdik çünkü yalan yanlış orderlar verirler,biz de onları yapmamak için türlü iş çevirip kendi söylediklerimizi onlar söylüyormuş gibi hissetmelerini sağlamaya çalışırdık.Ay yazması bile zor,bir de yapmasını düşünün.Basitçe şöyle yazayım,asla ama asla damardan uygulanamayacak bir ilacı seruma katıp vermemi isteyen enfeksiyon uzmanına,' ha tamam a'bi,kalçadan Difilin yapıp,izotonikle de damar yolu açıyoruz,anladım ' diyerek onu yönlendirirdim.Zaten icapçıyı aradığımda ben tedaviye çoktan başlamış olurdum.İcapçı uygulaması ancak travmalı hastalarda işe yarardı.Çünkü yetkim olmayan tek şey hastayı açıp içine bakmaktı ve bu da cerrahlarımızın işiydi.Allah'tan cerrahlarımız gayet başarılıydı.Göğüs cerrahımız olmamasına rağmen,hayat kurtarmak adına kendini riske atıp göğüs tüpü takan cerrahımız bile vardı.Şimdi olsa kimse yapmaz çünkü şimdilerde hayat kurtarmak suç oldu.Acı bir örnek vereyim,bir trafik kazasının yanından geçerken durup yardım edemem yeni yasaya göre.GÖREVLİ OLMADIĞIM BİR KAZAYA MÜDAHALE ETMEM,HAYAT KURTARICI HERHANGİ BİR GİRİŞİMDE BULUNMAM,HATTA HASTAYI ELLEMEM BİLE YASAKTIR.Vatandaş karga tulumba kazazedeyi taşıyabilir,kalp masajı yapabilir ama ben yapamam çünkü yasaktır.Vatandaş hastayı taşırken sakat bırakabilir hatta öldürebilir,suçlu olmaz ama benim müdahale ettiğim hasta ölürse, hastanın kaza nedeniyle öldüğü adli tabipce ispatlansa bile suçlu olurum.
                            Neyse gelelim nöbet defterine,örnek bir nöbet defteri yazısı;

                         ACİL SEYİR DEFTERİ                                     13/01/93
                         12/01/93 tarihinde,09:00'da teslim alıp,13/01/93 tarihinde 09:00 'da teslim ettiğimiz nöbetimizde toplam 237 (iki yüz otuz yedi) hasta girişi kabul edilmiş olup,bunların 115 (yüz on beş ) adedi adli vaka olarak değerlendirilmiş,diğerleri acil poliklinik hastası olarak işlem görmüştür.Nöbetimiz boyunca ex vakası yaşanmamış olmakla birlikte,bir adet ex duhul ( ölü olarak acile giriş yapan hasta)  kalabalık bir heyetle acile giriş yapmış,tüm müdahalelere ve eşlikçilerin zılgıtlarına rağmen geri döndürülememiştir.Ex duhulün ex olduğunu ilan ettiğimde acilde bir şenlik havası yaşanmış,nöbetçi polis memuru görünmez olmuş kendisine bir kaç saat sonra arka bahçede rastlanılmıştır.Kalabalık heyetin görevli personele sevgi gösterileri yaklaşık bir saat sürmüş,o arada gelen diğer hastalara da yumruklar,sövgüler arasında müdahale edilmeye devam edilmiştir.Sonrasında ex duhulün ( 88 yaşında erkek hasta ) doğal sebeplerle öldüğüne kanaat getirilip ölüm raporu düzenlenmiş ve mefta heyetle birlikte acili terk etmiştir.Akabinde saat 02:47 sularında çoklu trafik kazası acile giriş yapmıştır.İlk müdahaleleri yapılıp gerekli uzman icapçılarla görüşülüp orderları düzenlenmiştir.Toplamda 7 ( yedi ) kazazede giriş yapmış olup 3 ( üç )'ü kadın, 4 ( dört )'ü erkek olan kazazedelerden ,... yaşındaki...nın korneasında ( gözün saydam tabakası) kimyasal yanık tespit edilmiş olup,ne yazık ki icapçı göz uzmanı ... aranamamış ve hasta danışılamamıştır.Bildiğiniz üzere gözün acili yoktur ve bu göz uzmanı ...nın bizzat ifadesidir.Hastanın gözüne bilgimiz dahilinde müdahale edilmiş ve gözün acilinin olmamasına sevinilmiştir.Ardından saat 03:01'de giriş yapan MI ( kalp krizi ) vakasına müdahale edilip,takip odasına alınmış ve nöbetçi icapçı ... aranmıştır.Uzun çalışlardan sonra telefona cevap veren .... uykunun verdiği rehavetten olsa gerek bir şeyler söylemiş ancak ne dediği anlaşılamamış olup,kendisi tekrardan uykuya daldığı için telefonu da açık kaldığından,tekrar uyandırılması mümkün olmamış,hastanın tedavisinde standart order takip edilmiştir.
                         Yukarıda sözü geçen vakalar haricinde ,nöbetimiz olağan düzende seyretmiş olup,başkaca olağan harici vaka yaşanmamıştır.
                                                                                                  ACİL NÖBETÇİ HEKİMİ
                                                                                                      Dr.Sevda Coşkun

                           İşte nöbet defterini genel olarak bu şekilde yazıyordum,acil seyir defteri ifademe önce karşı çıktılarsa da,onları,bunun resmi bir terim olarak kullanılabileceğine ikna etmem çok zor olmamıştı.Defterde de anlayacağınız üzere inanılmaz zor şartlarda ve yokluk içinde hizmet veriyorduk.Şimdi acilde nöbet tut deseler tek gözümle tutarım,neredeyse her dalın uzmanı var hastanede,bir çok tecrübeli hemşire ve yardımcı sağlık personeli hazır,laboratuvar çalışıyor,her türlü alet edevat hazır....Bizim acilde ise her zaman yeni mezun doktorlar ve hemşireler çalışırdı.Hadi doktorları anladım,mecburi hizmetle alakalı bir durum da,zavallı küçücük kızların ilk görev yeri her zaman acil olurdu.Çünkü kimse acilde çalışmak istemezdi.Yeni mezunlar da vur kafasına al lokmasını şeklinde yeni memurlar olduklarından,müdahaleleri öğrenmeleri gerek bahanesiyle acile postalanırlardı.Ne kadar yanlış bir uygulamaydı.Hem hastalar açısından, hem hemşireler açısından,hem de biz doktorlar açısından.Tecrübeli bir hemşireyle birlikte çalışmanın kolaylığı,güvenilirliği,başarısı tartışılmazdır.Herkes kendi işini yapar kimse kimseyi kontrol etmek zorunda kalmaz,hızlı ve başarılı sonuç alınır.Oysaki iki taraftan biri tecrübesiz olduğunda,diğeri sürekli hem kendi işini yapmak zorunda kalır,hem de diğerini kontrol etmek...Bir de iki tarafın da tecrübesiz olduğu durumu düşünün,işte,benim çalışmaya başladığım dönem böyle bir dönemdi...
                           Bugünlük de bu kadar,kalın sağlıcakla.

27 Ocak 2016 Çarşamba

ANILAAARR-DEVAM

                        Nöbet dönüşü elimde ekmeğim eve gidip kapıyı çaldım.Havam bin beş yüz hatırlarsanız..Vedam açtı kapıyı,derin bir endişe ve merakla.Sarıldım canımın yarısına,' çok iyi geçti,meraklanma ' dedim.Derin bir oh çekti kardeşim.Ekmeği aldı elimden,salona geçtik.Salon dediysem,karşılıklı atılmış iki yer yatağı ve ev sahibinin verdiği eski bir masa ,iki sandalyemiz var.Kardeşim,mükellef bir kahvaltı hazırlamış,demek isterdim ama o ayki maaş dönemini kaçırdığım için paramız kalmamıştı.Elimizdeki para suyunu çekmişti ve hazır çorba ekmeğe talim ediyorduk son bir haftadır.Kemalettin Tuğcu hikayesi değil,gerçekten bu durumdaydık.O zamanlar cep telefonu falan yok,eve telefon bağlatmak içinse sıra bekleniyordu.Annemle arada bir ev sahibinin telefonundan haberleşiyorduk.Ona çok iyi olduğumuzu söylüyorduk ama alaca karanlık kuşağında gibiydik aslında.Son çocukluk ve ilk gençlik yıllarını büyük şehirde geçirmiş iki genç kız olarak ,Düzce bize gerçek hayatta değil de bir romanda falan yaşıyormuşuz gibi bir his veriyordu.Epi topu bir caddesi vardı,sinema ve ya tiyatro yoktu,alışveriş merkezi ve ya büyük market yoktu.Sanki yaşadığımız yüzyılda değildik de,zamanda yolculuk yapıp başka bir yüzyıla gitmiştik.Allah'tan babamızın görevi nedeniyle pek çok şehir gezmiştik , biraz olsun alışkındık bu tür yaşam şekline de.Yoksa ,özgür ruhlar olarak gezmiş,tozmuş,gece gündüz fark etmeden dışarıya çıkabilmiş,kendi başına tatile gitmiş,bu tür özgürlükleri tatmış iki genç kız olarak Düzce'ye ayak uydurmamız ve depresyona girmememiz pek olası değildi.Hadi ben zorunlu hizmet yapıyordum da,zavallı kardeşimin suçu neydi???
                       İki gün sonra bir buçuk aylık maaşımı aldım.Kardeşimi kaptığım gibi doğruca markete götürdüm.O kadar gözümüz dönmüş ki,tam dört market arabasını tepeleme doldurduk.Öyle büyük bir market falan da değildi orası aslında ama ne bulduysak almışız demek ki...Aslında biz daha da alacaktık da meğer o gün cuma olduğu için namaza gideceklermiş,çıkmak için bizi bekliyorlarmış.Alelacele hesabı ödeyip elimizde poşetler çıktık marketten.Meğer cuma vakti kapanırmış Düzce'de dükkanlar. (Sonradan bir çok dükkanın kapanmadığını ama bu marketin kapandığını öğrenecektik).Paketlerimizi yüklenip soluğu evde aldık.O gün akşama kadar yedik içtik,yedik içtik,hatta gece karın şişliğinden uyuyamadık.Ertesi gün nöbetim yoktu,bu sefer de evimiz için alış verişe çıktık.Öncelikle bir televizyon lazımdı çünkü neredeyse bir aydır sessiz,eşyasız evde kukumav kuşu gibi oturmaktan iyice bunalmıştık.Allah'tan yanımızda kitaplarımız vardı da biraz teselli oluyorlardı bize....Hemen o gün,bir televizyon,bir televizyon altlığı,bir buzdolabı ve bir çamaşır makinesi aldık.O zamanki maaşla ve fiyatlarla bunların hepsini aynı ay içinde alabilmek mümkündü.Sonra oradan toptancılara geçip bir koli Halley almıştık hiç unutmam.Oysa bir sürü ıvır zıvır almıştık ama çocukluk işte,bir koli Halley alınca gözümüz daha bir doymuştu sanki.
                        Alışverişleri yapınca içim biraz daha rahatlamıştı,zira,zavallı kardeşim ben nöbetteyken bomboş ve sessiz evde tek başına kalıyordu,benim nöbette sıkılmaya, düşünmeye fırsatım olmuyordu ama kardeşim asıl zorluğu yaşıyordu.Hiç değilse artık televizyonumuz vardı,dolabımız doluydu,kahvemiz çayımız,ıvır zıvırımız vardı.Daha insani koşulları yavaş yavaş oluşturuyorduk ve artık ortama alışmamız daha kolay hale geliyordu.
                        Hastaneye gelince,ilk nöbetimi başarıyla atlattıktan sonra neredeyse efsane olmuştum.Meğerse o güne kadar acemi olmasına rağmen tek başına nöbet yazılan ilk çömez benmişim.Herkes telaşlanmış ama kimse de ikili nöbet tutmak istememiş.Çünkü ikili nöbet yazılsa hastanede yatmamız gerekecekmiş neredeyse.Toplam yedi kişiydik yanlış hatırlamıyorsam.İki kişi nöbetçi,iki kişi nöbet izninde olsa,iki kişi de gündüz poliklinik yapıyor olsa ,bir gece evde bir gece acilde oluyorsunuz.Mecburen tek yazmışlar beni.O zamanlar beni çok zorlamış olan bu tecrübeye sonraları hep şükrettim.Çünkü denize atılırsan ya yüzersin,ya boğulursun.Ben yüzmeyi başardım.O acilde, okulda öğrendiğim ama hiç görmediğim pek çok vakayı gördüm,müdahale ettim,yeniden öğrendim.Hatta hiç öğrenmediğimi sandığım pek çok şeyin aslında bana öğretilmiş olduğunu keşfettim.Bugün iyi bir hekimsem eğer,acil serviste çalışmış olmamım bunda payı çok büyüktür.
                          Bir gün gündüz doktor odasında oturuyoruz,görevli olan arkadaş polikliniği yürütüyor ,biz de mesaimizi tamamlıyoruz.Beyaz önlüklü havalı bir adam girdi içeri.Herkes ayağa kalktı,meğer başhekimmiş.Benim göreve başlama sürecimde falan kendisiyle tanışma imkanım olmamıştı,acil sorumlusu o zamanlar Dr.Faruk Eren'di,benimle o ilgilenmişti.Yıllar sonra Faruk a'biyle tekrar yollarımız bir şekilde kesişecekti,onu da ileriki bölümlerde yazacağım.Neyse tanıştırdılar bizi,meğer adamcağız beni merak etmiş,bir görmek istemiş.Dedim ya efsane gibi bir şey olmuştum..Bir de nöbet bitiminde yazdığımız bir nöbet defterimiz vardır.Resmi bir evraktır,o nöbet süresince yaşanılan önemli ayrıntılar oraya kaydedilir,kaydı da nöbetçi doktor tutar.İşte bu defteri yazarken hafiften espirili bir dil kullanıyordum ben.Teşbihte hata olmaz diyerek,kızdığım yerdiğim şeyleri hafiften dalgaya alarak yazıyordum.İyice merak etmiş beni.Tabi beni merak ettiği için ayağıma geldiğini söyleyecek değil,sanki doktor odasını ziyarete gelmiş gibi hepimize hal hatır sordu,beni de nöbet defterini daha ciddi yazmam konusunda yalancıktan uyarıp gitti.Meğer her nöbetimden sonra toplaşıp neler yazmışım diye merakla okurlarmış.Ben tabi acemi memur ,söylenenleri ciddiye alıp,artık daha resmi bir üslupla yazacağımı söyledim kendisine.O gittikten sonra ,arkadaşlar gülerek ,eskisi gibi yazmaya devam etmemi söylediler.Ersoy a'binin de yazdıklarımı okumayı sevdiğini ama başhekim olarak beni uyarmış gibi yapması gerektiğini anlattılar.Ben de tayin olup gidene kadar aynı şekilde yazmaya devam ettim.Başhekimimiz Dr.Ersoy Özcan'dı.Kendisi daha sonra milletvekili de oldu...
                           Eveeett,bugünlük de bu kadar.Kalın sağlıcakla.

25 Ocak 2016 Pazartesi

NOSTALCİK PAZARTESİ-KAHROL SEN E Mİ DİSLEXİ

                  Çok az insanın bilgi sahibi olduğu,bu konuyu en iyi bilmesi gereken doktorlar ve öğretmenlerin çoğunun da bihaber olduğu zor bir insanlık halinden söz etmiştim bu yazımda.İnsanlık hali dedim çünkü aslında bu durumun hastalık olarak nitelendirilmesini de yanlış buluyorum.Hastalık değil kişilik özelliği demek daha doğru geliyor bana.Ben bir disletik kişinin annesiyim :))Kızım üniversiteyi kazandığı gün bu konuda bir kitap yazacağıma yemin etmiştim bundan yedi yıl önce...Hatta kızım da heyecanla o günü bekliyor.Bu sene kitabı ne zaman yazacağım belli olacak çünkü sınav yılındayız.Buyrunuz, okuyunuz efendim;kimbilir belki  sizin evde de bu özel insanlardan biri vardır ve farkında değilsinizdir ;))

http://dikiskis.blogspot.com.tr/2014/10/okullarn-snav-haftasna-girmeye-basladg.html?spref=bl

                 Acaba ben dislektik miyim diyorsanız da ,şöyle buyrunuz

http://dikiskis.blogspot.com.tr/2014/11/eriskinlerde-dislexi-testi-bir-takipcim.html

24 Ocak 2016 Pazar

ANILAAARRR-DEVAM

                  En son ,benim ilk nöbetimi hep beraber tutmuş ve sağ salim sabaha ulaşmıştık.Nöbetler sabah saat 09:00'da teslim edilirdi.ancak 08:59'da gelen hasta da o sıradaki nöbetçinin olurdu.Hafazanallah o saatte kaza maza gelirse onun adli raporu maporu bize ait olacağından eve gitmemiz öğleden sonrayı bulurdu.Genelde o kadar acımasızlık yapmazdık birbirimize ama zaten sabah beş altı sularında,tam şafak vakti,havanın alaca karanlıktan gün ışığına döndüğü o tuhaf aydınlık vakti, mutlaka çoklu trafik kazası gelirdi,haliyle de işimiz bitmez asla 09:00'da,' nöbetim bitti oh ' diyemezdik.Neyse ki,ilk nöbetimin sabahı böyle bir durum yaşamadık.Artık yaratıcı mı bize acıdı,başka bir şey mi oldu bilmiyorum.Tam hatırlayamıyorum ama sanırım iki yüze yakın hastayı, üç kişi ( bir doktor,bir hemşire,bir pansumancı ) sağ salim bir şekilde acilden çıkarmayı başardık.O nöbette hiç ölüm olmadı ve hiç ex duhul ( ölü halde acilden giriş yapan hasta ) vakası gelmedi.Yine bu da yaratıcının armağanıydı belki de.Çünkü her iki durumda da acil karışır,biz hastaya mı müdahale edelim,hasta yakınlarıyla mı cebelleşelim şaşırırdık.Acil bu şekilde karıştığında ne hikmetse hastane polisi arazi olur,olaylar yatıştığında ortaya çıkardı.Önceleri çok kızdığım bu durumu sonradan anladım ve anlayışla karşıladım.Küçük yerlerde herkes bir şekilde ya tanış ya akraba oluyor.E,haliyle acil karıştığında  olayın kahramanlarının ucu bir şekilde polis arkadaşlara da değiyordu,böyle olunca da memur arkadaşlar olaya müdahil olmak istemiyorlardı.Olan bize oluyor,kimimize hakaret ediliyor,kimimiz dayak yiyorduk.Can o kadar tatlı ki,onu verenin de alanın da biz olmadığımız hep unutulur ne yazık ki.Dinsel inançlarında her şeyin Allah'tan geldiğine kesin ve koşulsuz inanan bu halk,nedense ölüm karşısında canı alanın biz doktorlar olduğuna inanır.Ölümün acısını bizden çıkarmak ister,bazen söğer,bazen döver,bazen de öldürürler çünkü bunların hiçbirini,inandıkları,teslim oldukları ve canı alan esas varlık olan Allah'a karşı yapamazlar.Ellerinin altında günah keçisi olarak doktor vardır ve ölümün öfkesini ona yöneltirler.Dikkat edin genelde yardımcı sağlık personeline değil doktora yönelir öfke,çünkü statü olarak doktor tüm ekibin amiridir yani oradaki otoritedir.Ulaşamadıkları ya da kutsal kabul ettikleri otoriteye yönlendiremedikleri öfkeyi doktorlara yönlendirmeleri işte bu yüzdendir.Biz buna tıpta Yansıtma Mekanizması deriz.
                Efendim,ilk nöbetimin son dakikaları büyük bir huzur ve tatmin duygularıyla geçerken,acil muayene odasının bitişiğindeki sözde dinlenme odasına geçtik hemşiremle,ikimizin de yorgunluktan beti benzi atmıştı.Ama ikimizin de suratında engel olamadığımız mutlu bir sırıtış vardı.Birbirimize baktık ve sarıldık.İkimiz de çocuktuk daha,o on sekiz, ben yirmi üç...Bir süre öyle sarılmış halde ileri geri sallandık,hatta birer damla da yaş akıttık gözlerimizden.Aslında olan biten adrenalin deşarjından da öte bir şeydi.Evlerinden çok uzakta iki genç kız olarak üzerimize yüklenmiş o çok ağır sorumluluğu bu gecelik başarıyla halletmiştik.Hilal,her neredeysen,seni çok seviyorum küçüğüm,inşallah çok mutlusundur.Daha sonraki pek çok nöbetimizi birlikte tuttuk Hilal'le.Aslında yan tarafta ayrı bir doktor nöbet odası olmasına rağmen ben hiç o odada yatmadım veya oturmadım.Nöbetlerimde acil muayene odasına bitişik dinlenme odasındaki kanepede,hemşiremle sırt sırta yattık hep.Tabi bu yatışlar dakikalarla ölçülüydü ama arada vücudumuzu yatay pozisyona getirmezsek nöbete devam edemiyorduk.İşte Hilalim'le de çok sırt sırta yatmışlığımız vardır...Sonraları ikili nöbetlere geçtiğimizde mecburen diğer doktor nöbet odasını kullanmam gerekecekti.
                Biz uykusuz ve başarıyla atlattığımız nöbetimizin sonuna gelişimize sevinirken,bizim gibi geceyi uykusuz geçiren başkaları da varmış meğerse...Gece boyunca ha arandık,ha çağrıldık diye endişe içinde sağdan sola,soldan sağa dönmüş durmuş acilin diğer doktorları.Meğer endişe içindelermiş, benim nöbetin altından kalkamayacağımı düşünüyorlarmış.Yahu madem endişeleniyordunuz,niye beni tek başıma en tecrübesiz hemşirelerden biriyle nöbete yazdınız değil mi?Gece boyunca acile çağrılmayı beklemiş hepsi de.O zamanlara göre, ben oldukça marjinal bir tiptim.Kısacık ama gerçekten kısacık saçlarım,kopkoyu rujum,gümüş yüzüklerim ve bileziklerimle hippiyle rockçı arası bir dış görünüme sahip uçuk bir tip izlenimi veriyordum.Haliyle yeni mezun böyle bir tipin doktorlukla pek alakası olamayacağını düşünmüşler.Sabah nöbeti devrederken bendeki ciddi ve profesyonel havaya şaşırıp kalmıştı doktor arkadaş.Ben çalışırken çok ciddi olurum,bakmayın bu uçuk hallerime.İş başında beni görseniz asla aynı kişi olduğuma inanmazsınız.Uludağ Tıp şimdilerde nasıl bilmiyorum ama bizim zamanımızda hekim yetiştirmek üzere çalışırdı.Uzmanlık sınavına öğrenci yetiştirmek gibi bir amaç gütmezlerdi hocalarımız.Allah hepsinden razı olsun,hekimlik hayatım boyunca hasta karşısında hiç apışıp kalmadım,hiç ben şimdi ne yapacağım diye düşünmedim.
                Nöbeti devrettim ve hastaneden çıktım.Amanın o ne çıkış yarabbi,sanki dünyayı ben yaratmışım,en zor ameliyattan çıkmışım,olmayanı oldurmuşum....Bu duygunun tarifi yok ne yazık ki,hayat kurtarmanın,bir hayata dokunmanın hazzını anlatamam size.Seke seke evime yürüdüm ve zili çaldım,eveett zili çaldım çünkü canımın yarısı kardeşim Vedam evde beni bekliyordu.Yaaa,ben mecburi hizmet yaptım ama canımın yarısı da mecburi ev arkadaşlığı yaptı bana.İşte öyle fedakar öyle candır benim bebeğim.Bundan sonraki anlatılarda kendisi de yer alacaktır efenim.
               Bugünlük de bu kadar,kalın sağlıcakla.