Translate

19 Aralık 2015 Cumartesi

EVİMİZİN PRENSESİ EKSELANSLARI 1. BELİZ'in MAVİŞ KAZAĞI

              Ay bu seferkini de kızıma adayayım dedim.Biliyorsunuz sabah esereklendim biraz,sonra da dedim ki kendime,'sus kız ,otur oturduğun yerde,durduk yere ecnebi ecnebi icatlar çıkarma,aa nedir böyle bir isyanlar,bir felsefelenmeler,çarpcam elimin tersiyle haaa'....Tamam ya dedim,aldım elime kazağı.Ömrümde hayatımda ilk kez tiriko diktim biliyorsunuz.Kızım süveter yaka istediği için,yakayı çevirecek uygun bir şey bulamadım tuhafiyede.Evet ,utanarak söylüyorum,o koca tuhafiyede yakayı döndürecek bir şey bulamadım.Ay söylenmeyin hemen ayol,anlayacaksınız az sonra,aaa....Şimdi beaann,haydi hoppa,ay yok,o başka bir şeydi,halay falandı,baştan alıyorum;şimdi ben,kazak görünümlü bir tiriko istediğim için biye falan beğenmedim.Kazak ördüğümde uyguladığım tekniği kullandım.Bunun için öncelikle kendi biyemizi kendimiz örüyoruz.Ne kadar ilmek atacağımızı hesaplamak için önce yakayı ölçüyoruz


sonra ipliğimizle şişe gelişi güzel ilmek atıp,iki ters iki yüz lastik örüyoruz ve 10 cm'lik uzunlukta kaç ilmek olduğunu sayıyoruz.


 On santime denk gelen ilmek sayısından yola çıkarak,yaka için kaç ilmek atacağımızı hesaplıyoruz.Örneğin yakamız 70 cm gelmiş olsun,şişimizdeki lastik örgüsünde de 10 cm'e 20 ilmek denk gelmiş olsun.Bu durumda yaka için 140 ilmek atmamız yeterli olacaktır.Bir iki ilmek de dikiş için ekleyebilirsiniz,ben eklemiyorum.Ölçüye göre iki düz iki ters lastiğimizi örüyoruz.İstediğimiz genişliğe geldiğinde bir sıra yüz örerek lastiği şişten çıkarıyoruz,kesme yapmıyoruz dikkatinizi çekerim,son ördüğümüz düz sırayı lastiği yakaya dikerken ilmek ilmek sökeceğiz.Şimdi kazağımızı yatırıp lastiği yakaya iğneliyoruz.


V nin en keskin olduğu nokta başlangıç ve bitiş noktamız olacak.



Şimdi sağdan sola doğru tek tek ilmekleri dikeceğiz.Teknik olarak elde makine dikişini kullanıyoruz.İğneyi bir ilmeğin içinden çıkarıp bir önceki ilmeğin içine batırıyoruz.Her ilmeğin iki yanına da dikiş atmış oluyoruz,

Fotodaki üç ilmeğe dikkat edin,ortadaki ilmekten ip çıkmış,iğne sağ taraftaki ilmeğin içine batıyor ve soltaraftaki ilmeğin içinden çıkıyor.

bir başka açıdan,ortadaki ilmekten çıkan iğne alttaki ilmeğin ortasına batmış,ortadaki ilmeğin üstündeki ilmekten çıkacak.Bu şekilde her ilmek iki kez dikilmiş oluyor ve ortaya hazır kazak yakası görünümü çıkıyor.Tüm kazak yakalarımı böyle yapıyorum ben.


Görüntü böyle oluyor.Sabırla dikip bitince de şöyle gözüküyor,




Prensesim saçını başını uygun bulmadı halkla paylaşmaya,ancak bu kadarına ikna oldu,idare edin.Bu fotoyu da Mevlüde ablasının hatrına çektirdi zaten.
                Kalın sağlıcakla.







ESEREKLENDİM

                 
   


                  Bak şimdi şu paspasa,az daha yakından bak,

     

   zannedersin ki sabahın köründe ben dürtelemişim de kaldırmışım onu yataktan.Öyle dertli ve küskün bakıyor.


Al bak uyudu bile,her sabah bu minvalde akıyor bizim ömrümüz.Sabah ezanından az önce kalkıyor,beni de zorla kaldırıyor,hıı yok canım öyle yalayarak falan değil,bildiğin suya çömlek atlayışı yapar gibi üstüme  atlıyor.Sıkıysa kalkma,doğum sancısı gibi üç beş dakika aralarla yeni atlayışlara maruz bırakıyor beni.Sonra da gelip böyle yatıyor.Hayır,madem kılmayacaksın niye namaza kalkıyorsun be kedi???
                   Yok yok,yanlış anladın,şikayetçi değilim asla,oldum olası uykuyu sevmem ben,ihtiyaç duyarım ama uyumak istemem.Uykuya zaman kaptırmayı sevmem,o zamanı kullanmak isterim.Bir de sabahın körünün yalnızlığını severim.Tüm dünya bana kalmış gibidir ama tüm sevdiklerim de oradadır,yani yalın boğucu bir yalnızlık değildir o yalnızlık;beni sarıp sarmalayan,ninnileyen,prensesleyen,güven dolu bir yanlızlıktır.Çünkü bilirim,yanlızlıktan sıkıldığım anda içerideki odalardan birinde somut olarak beni sarmalayacak biri de vardır.Yani zengin sosyalistliği gibidir benim sabah yanlızlığını sevmem.Gerçekten yalnız olan birisi ben böyle havalı havalı ,' sabah yalnızlığını severim,ırt ederim pırt ederim' diye konuşmamdan alınıp bana diş bilemesin diye tarif ediyorum sevdiğim yanlızlığı.Tuzum kuru ya şimdilik o yüzden sevmesi kolay o yalnızlığı.Biliyorum,kızmayın bana ,gerçek yanlızlığın insanı nasıl tükettiğini gözlemledim uzun yıllar.Hele de son görev yerimdeki hastalarımın çoğu yalnız yaşayan yaşlı insanlardı,e benim yaşım da kemale doğru pupa yelken gidiyordu,epey abarttımdı o dönem gene empatiyi.
                      Eskiden Çapi yokken,buralar heeepp tarlaydı,ay yok hatlar karıştı,kitaplardı bana eşlik eden,o zamanlar da çok güzeldi ama kedi başka bir şey.Hani mutluluğun resmini istemişler ya Abidin'den,kedi de karşılıksız sevmenin,güvenmenin,adanmanın,mutluluğun üç boyutlu resmi gibi.


Bak şimdi bu sevilmez mi?Az sonra gözlerini açacak,mıırrkk diye söylenecek,kucağıma atlayacak,burnunu ve yanaklarını suratıma sürtecek,sürtecek sonrasında da parmak emecek.Hı hı,annesiz bir yetim o,iki günlük falanmış çöpün yanında bulduklarında,hiç emmediği için parmak emiyor hala,hemde öyle şapırdata şapırdata.Gezi zamanlarıydı,güzel insanlar vardı,çapulcu muymuş neymiş türleri,hah biz bu insanları çok sevdiydik te,Çapi'nin adı da oradan geliyor işte,babası "bu çapulcu türü insanları pek sevdim,oğlumuzun adı da onlara itafen Çapi olsun "dediydi de öyle koymuştuk  adını.Adıyla müsemmaa bir hayvandır Çapikun ( evde kendisi bilimum eklemeler ve kısaltmalarla çağrılır,hepsine de cevap verir,Çapçap,Çapiçip,Kunkun,Çapikun gibi ),ete yüz vermez ama domates için üstünüze tırmanır,balığı koklar kaçar ama kayısı için tişört parçalar,süt içmez kefir içer,yani tam bir çapulcudur.
             Dün yıllar sonra yılbaşı ağacı kuralım hadi dedik Beliz'le.Biz öyle yılbaşı falan kutlamayız yani karşı olduğumuzdan falan değil,günlere özel anlamlar yüklemeyi sevmeyiz.Çerez çombalak alıp filim seyrettiğimiz gecelerimiz olur bizim,yılbaşının da bir farkı yok,aynısını yapıyoruz zaten.Yani bize her gece yılbaşı,o bakımdan.Çapi gelmeden  önce de bırakmıştık ağaç işini.Zaten çocuklar arkadaşlarından duyup özendikleri için almıştık,iki sene yapıp bırakmışlardı.Yani Çapi'nin hiç bir suçu günahı yok bu ağaç işinde.Neyse nereden esereklendik bilmiyorum,dün ağacımızı kurduk.Ayol sihirli bir şey bu,nasıl havaya girdik birden,valla güzel de oldu,evin havası değişti.Biz ağacı kurarken yavrum bir sevinçleniyor ki,zaten ne zaman iş yapsak dört döner etrafımızda,aslında biz ağacı kurmaktan çok Çapi'nin neşelenmesinden ,sevincinden mutlu olduk.Allaam yaa,küçük çocuk gibi aynen.Kedi anneleri ve babaları şu anda gülümsüyordur eminim,aynı böyle ama değil mi???Neyse korktuğumuz başımıza gelmedi,ağacı devirmedi,bozmadı.Ama tombul patileriyle ara ara ağaçtan süs aşırdı.Biz başka odada mutfakta falan olduğumuzda,koridordan tıkırtılar geldiği her seferinde yaptığımız tespitlerde bir parlak top,bir kozalak,bir Nail baba bulup yerlerine astık tekrar.Sonunda Çapi süslemelerin kendi istediği şekilde asıldığına kanaat getirince bıraktı işin peşini.Demek ki ağaç süsleyebilirmişiz kedimiz olsa da,öğrenmiş olduk.Artık seneye üşenmezsek gene süsleriz.


Şimdi nostalcik pazartesi yapacakmışız ya,ben daha yeni ayıktım duruma,orada da paylaşacağım pazartesi,tebiii unutmazsam,nirvanaya çeyrek kala diye bir yazım vardı,okuyanlar hatırlayacak,kişisel hırslarla pek işim yok benim.Biz kendimizi ailecek Ferrarisini satan bilge moduna ayarlayalı çok oldu.Bir de ne kadar şanslı bir insanım ben yahu,sankim seçilerek bir araya getirilmiş gibiyiz,kedi bile bize benzedi.Hadi kocanı seçebiliyorsun da,çocuklar rastgele bir genetik karışım sonuçta.Hayır yetiştirmek de çok önemli de,nice harika insanların pek de öyle harika olmayan çocukları olabiliyor yani.Tamam biz elimizden geleni yaptık,yapıyoruz ama bize çok büyük hediye bağışlanmış bunun da farkındayız.Düşünsenize,gıcık olduğunuz her şeyi seven evladınız olsa ne hissederdiniz?Bizim üç çocuğumuz da (ikizler ve kedi) üzünçlü çocuklar değil çok şükür,darısı herkesin başına.




Hayat ilginç bir zaman dilimi.Bazen yav neyin telaşı,neyin koşuşturmacası bu diyoruz hepimiz.Diyorum ki,bu kadar kumaşı,boyayı ne yapacaksın,hayır yapacaksın da ne olacak?Bu kadar kitabı niye aldım ki şimdi ben,bakalım okumaya vaktim olacak mı,teker teker alsam ya....Yaparken fark etmiyoruz da,hep yaşama umut adıyoruz işte.Süremiz belirli değil ya,hayatla pazarlık halindeyiz hep.Dur şunu da okuyayım,dur bunu da dikeyim,daha gelme ölüm diyoruz.Varoluşumuz bu kadar anlamsız değildir diye düşünüyorum ben,sırrını çözemediğimiz bir gizem söz konusu olmalı.Diyor ki bir yazar,ağlayarak doğarız,bilmeyiz çünkü daha güzel bir yere gittiğimizi,en güzel yer anne karnı sanırız.Doğduktan sonra da ölümden korkarız,çünkü bu sefer de ölünce nereye gideceğimizi bilmeyiz.Demem o ki,öldüğümüzde doğumu yaşayabiliriz belki de yeniden.Aaa,ayol konu nereden ölüme geldi anlamadım,esereklendim işte ,idare edin.
          Şimdi Çapi kucağımda,mırıl,gırıl,ha gayret sesleniyor,sazlanıyor.Anladı zaar ondan bahsettiğimi.Şu an yaşamak değil mi işte,bundan büyük zenginlik ve mutluluk mu var,bak tam şu anda ölsem mesela,cennet denilen o yere giderim eminim,öylesine nirvanaya yanaşmış durumdayım.Derken omzuma bir şaplak iniyor,Beliz'in başı omuzumda,okuyor yazdıklarımı,otobüste gazete okur misali,"ne diyon kadın sen,doğru dur bakiim ",ya işte cennet bu olmalı.İki kilo doğmuştu Beliz,prematüreydi,emme reflexi bile yoktu,ölecek diye korkmuştum,o kadar minikti ki Baha ile aralarında bir yaş var zannediyorlardı ( Baha aylar içinde hızla gelişti toparlandı ama Beliz o hızı yakalayamadı,ikiz olmalarına rağmen farklı yaşlarda duruyorlardı o zamanlar) ,şimdi bu günkü kocaman genç kıza bakıyorum,ben cennet denilen o şeyi yaşıyorum ki burada diyorum.
          Yine bir yazar diyor ki,cennet de cehennem de bu dünyada yaşanıyor.Yeniden ve yeniden doğuyoruz hayata.Kimi toprağa karıştıktan sonra solucan olup geri dönüyor bu ömrünü sürünerek geçiriyor geçmiş hayatının bedelini ödüyor.Kimi de kuş olup geri dönüyor,özgürce uçuyor gök yüzünde.Ne kadar doğru,ne kadar mantıklı.Hepimiz çeşitli inançlarla,felsefik yaklaşımlarla büyütüldük,sonrasında da sırtımızdaki heybeye kendimiz bir şeyler ekledik.Ben yukarıda yazdıklarımı işte o sırtımdaki heybenin içindekilerle harmanlayıp,ruhumu aydınlatmaya ve huzuru bulmaya çalışıyorum.Bizim gibi karışık kültür yaşayan insanların huzura ermesi ne zor değil mi??? Alt beynimize işlenmiş doğrular,yaşamın bize öğretip gösterdikleri,bizim başka yaşamlardan öğrenip gördüklerimiz,hepsinden bir senteze varıp sağlıklı bir akla erişmek ne kadar zor....
           Sıkılmayıp buraya kadar gelebildiysen,bendensin ,bizimlasın......








17 Aralık 2015 Perşembe

AYSELCE ÖRGÜLER BLOGUNA;KIZ N'ABIYON,NASILSIN'A GÖTÜRDÜĞÜM YAŞ PASTALAR

          Yaş pasta fotolarını yayınlayınca,Ayselce Örgüler tarif istedi.İnternet ve youtubeda yüzlerce tarif olduğu için yazmadıydım ben.Aslında pasta yapmanın bir zorluğu yok.Püf noktaları var.Ben de tek pasta tarif edeceğime,genel geçer özellikleri yazayım dedim.Siz bu tariflerden çeşit çeşit pasta yapın.
           Öncelikle kekimizi tarif edeyim.
            PANDİSPANYA
       4 yumurta
       4 fincan toz şeker
       4 fincan un
       Kabartma tozu
       Vanilya
       Püf noktaları; hamur işi yaparken mutlaka en büyük boy yumurtalardan kullanmak gerekir.Büyük boy yumurta bulamıyorsanız yumurta sayısını arttırın.Bu tarif 28-26 cm'lik kalıpta istediğimiz sonucu verir.Daha küçük kalıpta taşma yapar,daha büyük kalıpta ise az kabarır.Yani,yumurta sayısı kalıbımızın boyutunu belirler.Başarılı bir pandispanya,kek için kalıp genişliği çok önemlidir.Yumurtaların oda sıcaklığında olması kekimizin iyice kabarmasını sağlar.Fincan ölçümüz Türk kahvesi fincanıdır.Bu ölçü de standarttır,yani aynı sayıda un,yumurta ,şeker.Yumurta sayısını arttırarak pandispanyamızı büyütebiliriz.Kek pandispanya türü şeyler düşük ısıda ,uzun sürede pişmek ister.Yüksek ısıda içi çiğ kalır ve kabarmaz.Fırınınıza göre değişmekle birlikte 170-180 derecede 35-45 dakika idealdir.Eğer kekinizin üzeri bir anda kızarır ve kekinizin içinin daha çiğ olduğundan şüphelenirseniz,ısıyı 150 dereceye kadar düşürün,fanı kapatın ve telaş etmeyin.Daha da kötüsü kekin üzeri tamamen kızarıp katılaştıysa,tepsiyi dışarı alın,üstteki tabakayı koparın ve tepsiyi tekrar fırına verin,yeniden kabaracaktır korkmayın.
            TARİF
     Yumurtalar ve şeker iyice çırpılır.Şeker eriyip karışım beyaza yakın bir renk almalı ve kıvamı bozadan biraz daha sert olmalı.Kabartma tozu ,vanilya ve un bir kaba beraberce elenir.Unu ,vanilyayı ve kabartma tozunu asla ayrı ayrı katmayın,hele de elemeyi sakın ihmal etmeyin,yoksa pandispanyanız lastik gibi olur.Kek yaparken elemeseniz de olur ama pandispanyayı kabartabilmek için unun içine hava karıştırmamız lazım.Şeker ve yumurtamızı çırptıktan sonra artık çırpıcıyla işimiz kalmadı,bundan sonrasını silikon ya da plastik spatula ile halledeceğiz.Elenmiş un-kabartma tozu -vanilya karışımımızı yavaş yavaş yumurtalı karışıma ekliyoruz ve spatulayla alttan yukarıya doğru hep aynı yönde karıştırıyoruz,asla karıştırma kabının kenarına tak tak vurmuyoruz,kız vurmaaa,kabarmaz pandispanyan.Karışımın canını çıkarmadan un topakları kalmadığına emin olana kadar alttan üste pilav karıştırır gibi karıştırıyoruz.Bak çırpma,çırparsan kabarmaz,ay bir dur yaa..Bu aşamayı hayırlısıyla atlattıktan sonra önceden ısınmış fırınımıza tepsimizi sürüyoruz.Daha önceki kek pişirme tecrübelerinize göre fırın ısınızı ayarlayın.180 derecede 40 dakika genelde yeterlidir.Pandispanyamızı pişirmeyi başardık mı,tamam o zaman,fırını kapatıyoruz,kapağını açıyoruz ve pandispanyamızı 10-15 dakika bu şekilde beklettikten sonra dışarı alıyoruz.Böylece bir anda soğuyup büzüşmesine engel oluyoruz.Tamam şimdi pandispanya cepte.O fırındayken biz kremaya başladıktı zaten,buyrun;

           KREMA
           Standart pasta kreması tarifi vereceğim.Ama bunun içine,tereyağı,labne,maskarpon ya da krem şanti katarak tadını ve kıvamını değiştirebiliriz.Böylelikle her seferinde aynı kremayı yapmamış oluruz.
           1 yumurta
            7 yemek kaşığı un
           3 yemek kaşığı şeker
           500 ml süt
            Yumurta şeker ve unu bir tencereye koyuyoruz,kısık ateşte pişirmeye başlıyoruz,sürekli karıştırmamız önemli.Yok yumurta pişmiyor öyle korkmayın.Karışım boza kıvamına gelince yavaş yavaş sütü ekliyoruz.Bu aşamaları çırpma teliyle yaparsanız krema topaklaşmamış olur.Kremamızdan baloncuklar çıkmaya başladığında altını kapatıp soğumaya bırakıyoruz.Ara ara karıştırıyoruz soğurken,yoksa üzeri kaymak tutar.Kremamız tamamen soğuduğunda yukarıda saydığım malzemelerden herhangi birini ekleyerek pürüzsüz bir hale gelene dek çırpıyoruz.Bu tarife bir paket krem şanti,küçük paket labne ya da maskarpon ekleyebilirsiniz.Eğer kakaolu krema istiyorsanız,yumurta şeker ve unu pişirdiğimiz aşamada bir küçük paket kakao ekleyin.
              Bu aşamada sağ salim halloldu,gelelim üst katın ve yanların kaplama malzemesine.İsterseniz bu hazırladığımız kremayla tüm pastayı kaplarsınız,isterseniz de üst kaplama için başka bir krema hazırlarsınız,zevkinize kalmış.Bunun için de bir iki tarif vereyim;
              ÇİKOLATALI GLAZÜR
               Kakaolu krema kullandığınız pastalarınızın üzerini bu glazürle kapladığınızda hazır pasta gibi oluyor.Bu tarif öyle hazır glazürler gibi akıp gitmiyor,şiddetle tavsiye ederim.Ben de misafir olarak gittiğim bir halk eğitim kursunda öğrenmiştim.
               125 gram margarin
                3/4 subardağı pudra şekeri
                30 gram kakao
                1/4 su bardağı su
                 Tarifin orjinali bu olduğu için böyle yazdım.Şimdi standart su bardağı 200 ml olduğuna göre demek ki,150 ml pudra şekeri ve 50 ml su kullanacağız.Bakın gram demiyor ikisi farklı,o yüzden şöyle tarif edeyim.Yeni moda su bardaklarından değil de,bizim çocukluğumuzun su bardaklarından kullanacağız Bardağı gözümüzle dörde bölüp,pudra şekeri için en üstte bir bölümü boş bırakacağız.Su için de en alttaki bölümü dolduracağız.Umarım anlaşılır olmuştur,herkes 1/4 ü,3/4 ü bilmek zorunda değil neticede yaniii :)))
                   Margarini kısık ateşte eritiyoruz.Kesinlikle yağın kızmasına izin vermeyin yoksa glazür kesilir aynı süt gibi.Margarin eriyince suyu ve pudra şekerini ekleyip sürekli karıştırarak pişiriyoruz.Krema kıvamına gelince altını kapatıyoruz.Bunu tam soğumadan kullanmamız gerekiyor yoksa donar o yüzden kaymak tutmasın diye arar ara karıştırarak ılınmaya bırakıyoruz,ılınınca pastamızın üzerini bununla kaplıyoruz.Spatula ya da ekmek bıçağı yardımıyla düzgünce kapladığımız pastamız yaklaşık 15 dakika sonra süslemeye hazır olur.Diyelim ki glazürü unuttunuz ve dondu,telaş yok,tekrar ısıtırsanız kullanıma hazır olacaktır ;)

                KAPLAMA KREMASI 
                1) Bir paket maskarpon peyniri,200 ml pudra şekeri beraberce şeker eriyene dek çırpılır.Kremamız hazırdır.Maskarpon peyniri büyük marketlerde var telaşlanmayın hemen.Türkiye 'de çok bilinmiyor ama özellikle İtalyan pasta ustalarının çok kullandığı bir peynir türü.Aslında peynirden ziyade tereyağına benziyor.Hazırladığımız bu kremaya,gıda boyası,vanilya,kakao gibi malzemeler ekleyerek değişik kremalar hazırlayabiliriz.
                2) 250 gram tuzsuz tereyağı,200 ml pudra şekeri birlikte şeker eriyene dek çırpılır,bu krema da hazır.Bu da standart cupcake kremasıdır.Bence bizim damak tadımıza pek uygun değil.Ama kullanan da çok.Yukarıda saydığım malzemeler buna da katılabilir.
                3) 250 gram labne peyniri,tamamen yukarıdaki kurallarla bundan da kaplama kreması hazırlanabilir.
  
                Geldik birleştirmeye,soğuyan pandispanyamızı ekmek bıçağıyla ikiye ayırıyoruz.Pastaya yaş denmesinin nedeni olan ıslatma aşamasına geçiyoruz.Allah ne verdiyse onunla ıslatabiliriz kekimizi,şekerli su,şekerli süt,meyve suyu,gazoz,kola,sarı gazoz fark etmez,zevkinize ve hayalinize kalmış.Dikkat edeceğiniz şey aşırı ıslatmamak.Çok ıslatırsanız kekten sızar ve kremanız akar,pastanız yamulur falan.Kaşık kaşık her yerine dökün,bir kez döktüğünüz yere tekrar dökmeyin.Sonra kremadan bolca sürün,zevkinize göre;meyveler,çikolata parçaları,kuruyemişler ekleyin ve üst kapağı kapatın.Üst kapağı ya kapattıktan sonra ya da kapatmadan önce ıslatabilirsiniz size kalmış hangisi kolayınıza gelirse.Yalnızca çok ıslatmamaya dikkat yine.Şimdi süsleme zamanı,istediğiniz kremayla pastamızı kaplıyoruz.Kaplama işi buradan tarifle olacak şey değil o yüzden sizden ricam,youtubedan bir kaç video izleyin.Kaplama işi de birince dilediğinizce süsleyin pastanızı.
                 Hadi afiyet olsun,kalın sağlıcakla.














16 Aralık 2015 Çarşamba

OVERLOK MAKİNESİ AYAĞIMA DA GELSE ALMAM ARTIK,PFAFF SEN BİR HARİKASIN,BİLMEM KAÇINCI BÖLÜM

                       Ne zamandır bir overlok makinesi düşünüyordum.Hevesimi de fuara saklamıştım,katoloğunda yazıyordu çünkü.Bizim fuar işi tırt çıkınca dur makinemde bir deneyeyim dedim.Ha ,denediğim şey tiriko bir kumaş.Bunca yıldır dikiş dikiyorum,otuz altı yıl oldu ,hiç tiriko dikmemişim ya ben.Melined Mevlüdem dike dike beni de gaza getirdi,nihayet ben de bir kazak diktim.Yahu şimdiye kadar niye dikmiyormuşum ki,ne kadar zevkli bir işmiş.Overlok makinası da şart değilmiş.Hele benimki gibi bir makineniz varsa,yani overlok dikişi diken bir makine,durmayın derim.Efendim öncelikle kızımın istediği model kazağı kumaşın üzerine yatırıp kestim,


bu ne rahatlık ayol,kalıp yok,teyel yok,




Sonra omuzları makineye çekip kolları bedene ilikliyoruz,yan dikişleri hem gövdede hem de kollarda henüz kapatmıyoruz.


Gördüğünüz gibi yüzü yüze gelecek şekilde iğneledim,Çapi her zamanki gibi kontrolde,bir de inat ediyor kalkmamak için ki sormayın,


şimdi kolları makineye çekiyoruz.Bu işlem bittikten sonra da kol ucundan başlayıp etek ucuna kadar bir baştan bir başa dikiyoruz.Koltuk altını denk getirmeyi unutmuyoruz.


Benim makinemde kapalı overlok diye geçiyor bu dikiş.Bir arkadaş hangi iğneyle overlok yaptığımı sormuştu,overlok için özel bir iğne gerekmiyor,sadace diktiğiniz kumaşa uygun iğne olmalı.Bu kazağı 80 numara streç iğnesi ile diktim ben.



Arkadan ve önden böyle görünüyor işte.Kol uçları ve etek uçlarını da 80/4 çift iğne ile kıvırdım.Çift iğne hakkında bilgisi olmayanlar için ;80 iğnenin kalınlığı,4 de iki iğne arasındaki mesafe ,milimetre cinsinden.Çift iğne kullanmanın hiç bir zorluğu yok inanın,ben de youtubedaki videolardan öğrenmiştim.
                Gelelim tüyolara;kolları gövdeye eklerken ,kolun ortasını omuz dikişine denk getirip iğneliyoruzya,bence makineye çekerken de iki yana doğru ortadan başlayıp dikmek daha düzgün sonuç veriyor.Çünkü bir uçtan bir uca dikerken üstteki kumaş esneyip bir tarafa doğru daha çok kayıyor.Etek ucu ve kol ucu dikerken kumaşı kendi akışına bırakmak lazım,azıcık bile çektirseniz marullanma yapabilir.Son olarak omuzların aşağıya doğru esnemesini ve kaymasını önlemek için omuzun normal haldeki genişliği kadar kurdele yada saten biye kesip,omuz dikişine eklemek lazım.
                   Kazak bitti ama yaka kısmını süveter şeklinde istiyor kızım.O yüzden yaka için biye öreceğim,



Eneeemmm,yakalandım.İp almaya gidince tuhafiyeye de uğrandı tebii.Solda gördüğünüz duck 
kumaş masa örtüsü olacak,öyle dantelle falan süslenecek.O ponponlar falan da divitin etkinliği için dikeceğim eteği süsleyecek.Bi dolu da penye ve tiriko kumaş aldım,bu sefer yan sokağa daldım iyi ki de dalmışım.Geçen yazımda demiştim size,bu tuhafiyeci Eminönü'ne meydan okuyor diye,buyrun Çıtaklar tuhafiyeden izlenimler,







Burada bir tek yün yok.Onun için gittiğim tuhafiyedeki fiyatlara da şaştım kaldım.Yünler ne kadar pahalı yahu.Ben sepetten ala ala reyon fiyatlarından habersiz kalmışım.Bu durumda ,bir bloger ablamızın sayfasında gördüğüm yüncüyü sizinle paylaşmak istiyorum.Fiyatlar inanılmaz ucuz ve yolluyorlarmış her yere.Sitenin adı Spotine.Mutlaka bakın.
             Efendim,eve döndüm attım kendimi mutfağa,yarın oğlum okula pasta götürecekmiş,yaş pasta yapmam lazım.Bir de benim kuzular ha bire okula pasta taşıdıkları için okulun kapısındaki bekçi abilerimiz de habire gelen geçen pastaları görüyorlar.E,can bu,çeker,göz hakkı da var,bu sefer bir tane de onlara yaptım,







Ayyy,yoruldum yahu,şimdi oğlum kucağımda yazıyorum size,kucağımda derken küçük oğlumu diyorum,Çapim'i,


Hadi kalın sağlıcakla....

















15 Aralık 2015 Salı

HİHİHİİİ,MİMLENMİŞİM....MERAK EDİYORUM

                  Ay aslında hakkımda merak ettiğiniz bir şey kaldı mı,esas ben onu merak ediyorum??
   Üç kız kardeşin ortancasıyım ben,ortancalık zor zanaat.
   Taa 6-7 yaşlarından başladım hasta muayenesine,zavallı küçük kardeşimi yatırır sırtını dinlerdim plastik bardakla,meğer eski yüzyıllarda da öyle yapılırmış,doktor olunca öğrendim.
    Köy hayatını,gelenekleri,eskiyi çok severim.Daha on yaşımda ekmek pişirirdim köye gittiğimizde,hem de bir haftalık falan.Birgün rahmetli ciciannem(anneannemize öyle derdik biz) fındık toplamaya giderken yavrum demişti,bu hamur şuraya gelince beni çağır da ekmekleri yapayım.Saatler geçip de ben seslenmeyince bahçeden eve dönmüş ve pişmiş ekmekleri görünce çok şaşırmıştı.O sene koca bir yaz hamurunu karmak da dahil ekmek işi benim olmuştu.Belki de ekmek takıntım oradan geliyordur,kendi ekmeğimi yapıyorum yıllardır.Sadece makinede değil ama ekşi mayalı Trabzon ekmeğini tamamen elde yapıyorum,hıhı bildiğiniz dev gibi ekmeklerden.Sanırım 8 yaş civarına getirdiğim bir ekşi mayam var ev yapımı.
      Zavallı küçük kardeşim Veda çok çekti benden çocukluğumuzda.Kendisi minyatür bir insan olduğu için (34-36 beden 1.55 boyunda minik kompakt bir insan) benim oyuncak bebeğimdi,her türlü oyunumda kendisinden yararlanırdım.Bir zamanlar televizyonda Dımıdım diye bir program vardı,yöresel baş bağlamalar gösterilirdi.Allahım,evde ne kadar eşarp,tülbent,namaz örtüsü varsa ortaya dökülür,Veda'nın başına bir tas geçirilir sonra kat kat bunlarla sarılırdı benim tarafımdan.Zavallı yavrum sesini çıkarmaz katlanırdı,en nihayeti annem kızar,rahat bırak kardeşini derdi de yavrucak kurtulurdu elimden.
       Hahahaha,bir de şu Amerikalılar'ın yaptığı ,kadınların ve erkeklerin karşılıklı dizilip topluca yapılan danslar vardırya filimlerde falan,hah öyle danslar uydurup zavallı kardeşimle yapardık saatlerce.
        Ablam benim idolümdü çocukluk ve gençlik yıllarımda.Onun yaptığını yapar gittiği yoldan giderdim.Onunla en çok kitap okurduk.Hatta bazen aynı kitabı beraber tutarak okurduk.Çok paramız yoktu,idareli olmamız gerekiyordu,çoğunlukla da okunacak kitap birer birer alınıyordu,öyle olunca da aynı anda okuma teknikleri geliştiriyorduk.Akşamları anne baba yatınca herkes yatmak zorundaydı,şimdiki gibi gençlerin istedikleri saatte yatması söz konusu değildi.Işık açıp okuma yapamazdık çünkü elektrik pahalıydı.Biz de ablamla ayışığında kitap okurduk gizli gizli.Belki de o yüzden miyopuz ikimiz de.
         Dedimya çok para yoktu okunacak kitapları konu komşudan topladığımız çok olurdu.Öyle olunca da yaşıma uygun mu,okuyup anlayabilir miyim demeden elimize geçeni okursuk.Bazılarını tam anlamazdım ama yine de okurdum.Başkadığım kitabı bitirmesen bırakamam hala,suç işlemiş fibi hissederim yoksa.Neyse işte okuduğum kitaplar beni ben yaptı,o zaman anlamayıp hafızama kilitlesiğim kitaplar günü geldikçe bir bir su yüzüne çıkıp görevlerini yaptılar.
          Annem çok becerikli kadındır.El işi dünyasında yapamayacağı bir tür yoktur.Tel kırmadan Antep İşi'ne,kanaviçeden makine nakışına,beyaz işten dantele,siz sayın ben de bilir yapar diyeyim.İğne oyasından takımlar yapmıştı ablama.Ben istemedim,gözlerine yazık diye.Zaten her iki gözünden de ameliyat oldu katarakt yüzünden.Hala daha halk eğitimlere gidip yeni şeyler dener.Neyse işte insanın böyle bir annesi olunca,evde her türlü el işine bulaşma şansı oluyor.Bir de annem bize eli işi konusunda hep destek olmuştur,ziyan olur falan diye düşünmemiştir.Kendisi pratik diikiş diker ama kalıp çıkarmayı da bilir,sırf bunun için kız sanata girmiştir.İşte evdeki yegane iki adet Neu Mode dergisi de buradan gelmektedir ve ilk kalıbımı da annemin tarifiyle bu dergilerden çıkarmışımdır.Sonra ben dikişe iyice sardırıp yaptıkça öğrendim.Bursa'da yaşarken kumaş konusunda çok şanslıydık.Bursalı arkadaşlara selam olsun,hiçbir şehirde böylesine çeşitli ve sudan ucuza kumaş alamazsınız.
            Gelelim şimdiye,aslında sürekli takip edenler beni neredeyse komşuları kadar iyi tanıyor artık.Çünkü gizlim saklım yoktur.Burada ne görüyorsanız ben de oyum işte.
            Tembel insanları sevmem,onların çevresinde olmamaya çalışırım.Bir şey üretmeden gün geçiren insana diş bilerim.
             Aceleciyimdir,bekletmeyi ve bekletilmeyi hiç sevmem.Her randevuma en az yarım saat önceden giderim.Topluca evden çıkışlarımızda kapıda bekleyen hep ben olurum.Kocasını kapıda bekleten kadınlara özenirim çünkü ben hep kocamı beklerim.
              Abartılı derecede sabırlıyımdır ama tersim çok pistir ben bile kendimden korkarım.
              Çok güzel yemek yaparım,yufka açarım,mantı yaparım,sarma sararım.Yapamayacağım yemek yoktur.Süper yaş pastalar yaparım öyle süslü püslü.Yaparım çünkü yapabilenlere danışır hatta onlara yapışırım öğrenmek için.
               Çılgınım ve de deliyim.Ay şu ne der,bu ne der umrumda olmaz.Beni eleştiren insan gerçekten iyi bir insansa ancak umursarım.Aşkım güneşimle en anlaşamadığımız konu budur,elalemin akrabanın sözünden lafından tırsmam,neysem öyle davranırım.Çünkü dünyanın enn iyi insanı da olsanız,arkanızdan konuşurlar.Ben de derim ki,bırak konuşsunlar,konuşa konuşa yorulur başka konu bulurlar.
               Bir konuda düşündüğümü zırt siye söylerim,ailenin doğrucu davutu benim.Eğilip bükülmem,kıvrılıp dökülmem.
               Çalışırken son derece ciddiyimdir,başarı ve çözüm odaklı çalışırım.Bir insan bana başvurduğunda işi hallolsun kapı kapı gezmesin isterim.O yüzden hekimlik hayatımda çok yoruldum ve sonunda sisteme isyan edip emekli oldum.Yaptığım işin en iyisini yapmak isterim ,bunun için teorik ve pratik ulaşabilsiğim tüm verilere ulaşmaya çalışırım.
               Sert ve otoriter bir görünüm sergilememe rağmen,ota püsüre ağlarım.Hayvanlar ve insanlar için acı çeker,depresyon yaşarım.Haksızlık ve adaletsizlik karşısında kendimi paralarım,empati ve sempatiyi abartarak yaşatım.
               İnsanı insan olarak severim,rengi ,düşüncesi,kılığı kıyafeti beni bağlamaz.Ama üzerindekini ve aklındakini çıkarları için kullananları ,ağzı başka anlatıp yaptığı başka olanları hiç sevmem hatta nefret bile ederim.
               Atatürk konusunda çok hassasım,Atatürk'ü sevmeyeni sevmem,kim olursa olsun.Bir tek bu konuda önyargılıyımdır.Ama zaten onu anlamayan insanın da insan sevgisinden şüphe ederim.
               Hangi inanç sistemine inanırsa inansın,aşırıcıları sevmem.Çünkü kendinden hariç düşünenlere zarar verirler.
               Çocukları çok severim,onlara karşı aşırı derecede sabırlıyımdır.Hatta ana-çocuk sağlığı doktoruyken,bebekleri ve çocukları önce sever oynar sonra muayene ederdim.Bu iş biraz uzun sürerdi.Hemşirem de annelere,ay kusura bakmayın kendi çocuğu yok da,derdi.Kadıncıklar üzülürlerdi.Halbu ki hemşirem benimle dalga geçerdi,bu ne sevgi diye.Sizin evde bunların ikiz olanı var,bıkmadınız mı derdi.
               Kitap okumayı abartırım.Dipsomani gibikitapsomani yaşarım.Okurken dış dünyayla bağlantım kopar,hiç bir şeyi duymam ve farketmem.Bir de acayip hızlı okurum,paragraf paragraf görürüm yazıyı.Hızlı okuma kurslarında öğretiyorlarmış.Bence çok kitap okumaktan kaynaklanıyor yaptığım,çok okuyanlar kendini şöyle bir yoklasınlar,bence siz de aynısını yapıyorsunuz.Yani kelime okumayıp paragrafın resmini çekiyor beynimiz sonra da anlamlandırıyor onu.Bir bakın kendinize,öyle olmuyor mu?
               Ay bir de böyle çok anlatırım.Aslında konuşmayı pek sevmem ama beni anladığını düşündüğüm kişinin yanında da susturabilene aşk olsun.
               Tartışmalarda neredeyse hiç sinirlenmem,çok ağır ve derinden gelirim kelimelerle karşımdakini boğarım.Yani bu eşim güneşimin tarifi,hihihihi,öyle yapıyormuşum.Yani ben olsam benimle tartışmam.
                Daha da merak edecek bir şey bırakmadım herhalde.Şimdi ben de mimleyeceğim ya,buradan link atamadığım için lütfen diyorum,bana yorum bırakmış yeni ve eski tüm bloger arkadaşlarım kendilerini mimlenmiş kabul etsinler ve yazsınlar,olur mu :)))

              

14 Aralık 2015 Pazartesi

BU YAYIIINNN SENİN ŞEREFİNEEE SEVDİCAAANNN,BİR DAHA OKUUU BİR DAHA OKUUU

                      Sevdican blogunun sahibi gurbet ellerdeki arkadaşımız bizlerden bir ricada bulunmuş.Türkiye'de olanlar kendi şehirlerinin güzelliklerini bir kez de benim için gezsinler demiş.Aman efendim hay hay,ablacığım da gurbetçi olduğu için daha bir hassassım bu konuda,derhal kendisine söz verdiğim üzere bugün ,vapur ,Eminönü görevimi yerine getirdim.Aşkım güneşimi erkenden kaldırdım düştük yollara.Sevdican demiş ki,bir simit kendinize,bir simit bana,bir simit de martılara alın benim için.Vapura binmeden üç simit aldık.Ben simitlerle selfi yapıyorum,eşim güneşim hayırdır,bu blog bozdu seni,yazacak bir şey çıksın diye simitli selfi mi yapıyorsun diyor.Anlatıyorum durumu,bugünkü gezimiz Sevdican için diye.Canımdır o benim,bir şey demiyor ama gözlerinin içi gülüyor.Biliyorum ki bana eşlik etmekten çok mutlu ve benimle gurur duyuyor.Çünkü yirmi yılın ardından beni kitap gibi okuyor eşim güneşim artık,benim ota püsüre ağladığımı,empati olayını ne kadar ilerilere götürerek abattığımı yaşaya yaşaya öğrendiği için bu sabah ne hissettiğimi de biliyor.Ben Sevdican'ı yeni keşfettim,henüz hakkında çok bilgi sahibi de değilim ama yazdıklarından bana geçen duygu bugün onun için bu geziyi yapmam gerektiğiydi.Ben vapurda ve Eminönü'nün ara sokaklarında hep yanımda hissettim Sevdican'ı.Umarım o da hissetmiştir.


ne yazık ki simitlerle yaptığımız selfi iyi çıkmamış,o yüzden simiti tek çektiğim fotoyu görüyorsunuz.


Bu senin simitin Sevdican,diğerini de biz paylaştık.Çok üzgünüm ki martılara simit atamadık çünkü açık bölümde yolculuk yapamadık,biraz beyin donması olayı oldu.Ama senin için martıları fotoğraflamaya çalıştım.Onların simitini de dışarı bıraktık.


Dedim ki martılara;Sevdican'ın size selamı var,simit yolladı.Sahile varınca gelin alın simitinizi.Galiba anladılar,bizimle birlikte karşı kıyıya kadar uçtular.
                 Eminönü'ne varınca daldık sokaklara.Tuhafiye fuarı burası işte.Tek sorun toptan almanız gerekmesi.Çok bir şey almayacaktım zaten ama divitin görünce durulur mu,jet hızıyla yokuşu tırmanıp divitinlerin yanına attım kendimi.



Metresi 7 TL,sabit bir fiyat çünkü Ümraniye kumaşçılar sokağında da aynı fiyat.Yalnız Üsküdar'da 7,5 TL dediler,üstelik divitin değil pazendi onlar.Yukarıdaki dükkandan aldığım divitinler kadife gibi,çok kaliteliler.Efendim oradan daldık tuhafiyelere aklınızın alabileceğinden çok çok fazla çeşit var.Hele bir boncukçu vardı 50 000 den fazla çeşit varmış.Ağızım açık gezerken fotoğraf çekmeyi unutmuşum.Tahta boncuk arayanlar mutlaka oraya uğrasın.Kristal Bijuteri dükkanın adı.Yalnız şunu da belirteyim Ümraniye'de tuhafiyecilerdeki çeşitler de Eminönü'yle yarışır.Hem de hepsi bir aradalar gidip gelmesi de kolay.
               Haa,bu arada,uzun zamandır ırt pırtla bizi oyalıyorsun,yaptığın bir şeyi yayınlamıyorsun diye düşünmeyin sakın.Hali hazırda,iki adet kazak dikilmeyi bekliyor,bir adet kazak örülüyor,bir adet pano işleniyor.Ekose etkinliği için var olan kumaşa model seçilme işi tamamlandı yarın kalıbı çıkarılacak.Kızıma bir adet skinny pantolon dikilmek üzere kumaş raftan alındı.Anlayacağınız bir iki güne mısır patlağı gibi yayına hazır olur hepsi.
                Ne diyorduk,ha ,pek bir şey almayacaktım ya zaten şunları aldım,


Sol baştaki kumaş mutfaktaki açık dolaba perde olacak,diğer ikisi divitin.Ocak şubat gibi bir divitin-pazen etkinliği yapalım diyorum,tema aynı Çiçekler ve Kadınlar,geçen sene de yapmıştık ama ben çok acemiydim o zamanlar,topluca gösterememiştik,herkes kendi sayfasında yayınlamıştı.Bu sene Nuray,Gamze ve ben birlikte yapalım dedim.Yani Diktim Diktim Giydim ve Ornitorenk Hand Made blogları.Her ikisi de en az benim kadar divtin delisidir.Nurayım olur dedi,bakalım Gamze ne diyecek.
                     Eminönü'nü turladıktan sonra döndük tekrar Üsküdar'a.Gerçi Sevdican dememişti ama Üsküdar'ı da gezdim biraz onun için.Pasajları dolandım biraz,hamsi aldım.Sevdican köprü altında hamsi ekmek yiyin demişti ama ben alıp evde yaptım ki çocuklar da yesin.Kokusunu aldın mı Sevdican??Bir de yüncüden yün aldım,senin niyetine örüp kızıma giydireceğim Sevdican,hani sizin oralar da soğuk olur ya kışın,Belizim giydikçe sen ısınırsın inşallah.


İşte böylee,mişıninposibıl tamamlanmıştır efendim,umarım çalışmamdan memnun kalmışsınızdır :)))
              Kalın sağlıcakla...